YÛSUF SURESİ

Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 111, kelime sayısı 1076, harf sayısı 7043’tür.

سُـورَةُ يُـوسُـفَ

12:1

الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَـٰتُ ٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡمُبِيـنِ ١

Elif, lâm, râ.* İşte (bu gibi harflerden müteşekkil olan) bu suredeki ayetler, (helalini, haramını ve manalarını düşünüp anlayarak okumaya çalışanlar için) apaçık olan kitabın (Kur’ân’ın) ayetleridir.

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

12:2

إِنَّـآ أَنزَلۡنَـٰهُ قُرۡءَٰنًا عَرَبِيّٗا لَّعَلَّـكُـمۡ تَعۡقِلُونَ ٢

(Ey Arapçayı bilenler!) Muhakkak ki biz Kur’ân’ı, tam manasıyla akledesiniz (onun Allah’tan gelen bir hak olduğunu anlayasınız) diye Arapça olarak indirdik.

12:3

نَـحۡـنُ نَقُصُّ عَلَيۡكَ أَحۡسَنَ ٱلۡقَصَصِ بِمَآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ وَإِن كُنتَ مِن قَبۡلِهِۦ لَمِنَ ٱلۡغَـٰفِلِيـنَ ٣

Ey rasulüm! Biz, sana bu Kur’ân’ı vahyederek (geçmiş kavimlere ait ibret verici) en güzel kıssaları (en güzel şekilde) haber vermekteyiz. Hâlbuki sen, Kur’ân sana vahyedilmeden önce bu kıssalardan habersizdin.

12:4

إِذۡ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ إِنِّـي رَأَيۡتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوۡكَبٗا وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ رَأَيۡتُهُمۡ لِـي سَـٰجِدِينَ ٤

Bir zamanlar Yusuf babasına (Yakub’a) şöyle demişti: “Ey babacığım! Ben (rüyamda) on bir gezegen ile Güneş’i ve Ay’ı gördüm. Onları, bana secde ederken gördüm.”

12:5

قَالَ يَـٰبُنَـيَّ لَا تَقۡصُصۡ رُءۡيَاكَ عَلَـىٰٓ إِخۡوَتِكَ فَيَكِيدُواْ لَكَ كَـيۡـدًاۖ إِنَّ ٱلشَّيۡطَـٰنَ لِلۡإِنـسَـٰنِ عَدُوّٞ مُّبِيـنٞ ٥

Yakub, Yusuf’a şöyle dedi: “Ey oğlum! Gördüğün rüyayı kardeşlerine anlatma, (rüyanın yorumunu anlayıp bundan dolayı haset ederek) sana gizlice zarar verebilirler. Çünkü şeytan, insanlara apaçık bir düşmandır.”

12:6

وَكَذَٰلِكَ يـَجۡـتَـبِـيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكَ وَعَلَـىٰٓ ءَالِ يَعۡقُوبَ كَمَآ أَتَمَّهَا عَلَـىٰٓ أَبَوَيۡكَ مِن قَبۡلُ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَـٰقَۚ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٞ ٦

“Ve ey oğlum! Rabbin, hak rüyalar göstererek işte bu şekilde seni seçmekte ve rüyaların yorumunu sana öğretmektedir; böylece daha önce babaların İbrahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi hem sana hem de Yakub’un soyuna (ona iman edip tâbi olanlara) nimetini tamamlayacaktır. Muhakkak ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi en ince teferruatına kadar bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).”

12:7

۞لَّقَدۡ كَـانَ فِـي يُوسُفَ وَإِخۡوَتِهِۦٓ ءَايَـٰتٞ لِّلسَّآئِلِيـنَ ٧

Muhakkak ki bu anlatılan Yusuf ve kardeşlerinin haberlerinde, onlar hakkında soranlar için alınacak büyük ibretler ve öğütler vardır.

12:8

إِذۡ قَالُواْ لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَـىٰٓ أَبِينَا مِنَّا وَنَـحۡـنُ عُصۡبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِـي ضَلَـٰلٖ مُّبِيـنٍ ٨

Yusuf’un (baba bir) kardeşleri, aralarında şöyle dediler: “Şüphesiz Yusuf ve onun (ana baba bir) kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz, sayı bakımından kalabalık bir topluluğuz. (Neden onları bizden daha üstün tutuyor, anlayamıyoruz.) Doğrusu babamızı, onları bizden daha fazla sevdiği için apaçık bir hata içinde görüyoruz.”

12:9

ٱقۡـتُـلُواْ يُوسُفَ أَوِ ٱطۡرَحُوهُ أَرۡضٗا يَـخۡـلُ لَـكُـمۡ وَجۡهُ أَبِيـكُـمۡ وَتَـكُـونُواْ مِنۢ بَعۡدِهِۦ قَوۡمٗا صَـٰلِحِيـنَ ٩

(Yusuf’un kardeşleri aralarında şöyle dediler) “Yusuf’u öldürün ya da onu (bir daha geri dönmeyecek şekilde) uzak bir yere götürün ki babanız sadece sizi görsün ve sizi tam manasıyla sevsin. Yusuf’u bu şekilde ortadan kaldırdıktan sonra yaptığınız şeyden tevbe edip salih insanlardan olursunuz.”

12:10

قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ لَا تَقۡتُلُواْ يُوسُفَ وَأَلۡقُوهُ فِـي غَيَـٰبَتِ ٱلۡـجُـبِّ يَلۡتَقِطۡهُ بَعۡضُ ٱلسَّيَّارَةِ إِن كُنتُمۡ فَـٰعِلِيـنَ ١٠

Yusuf’un kardeşlerinden biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin. Eğer onu ille de uzaklaştırmak istiyorsanız şöyle yapın: Onu bir kuyunun dibine atın, böylece oradan geçen kervanlardan biri onu kuyudan çıkarıp alır (ve buradan uzaklara götürür. Bu, onu öldürmekten daha hafif bir zarardır).”