İBRÂHÎM SURESİ

28’den 30’a kadar olan 3 ayet hariç, Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 52, kelime sayısı 830, harf sayısı 3434’tür.

سُـورَةُ إِبۡـرَاهِيـمَ

14:1

الٓرۚ كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ لِتُخۡرِجَ ٱلنَّاسَ مِنَ ٱلظُّلُمَـٰتِ إِلَـى ٱلنُّورِ بِإِذۡنِ رَبِّهِمۡ إِلَـىٰ صِرَٰطِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡـحَـمِيدِ ١

Elif, lâm, râ.* İşte (bu gibi harflerden müteşekkil olan) bu kitabı (Kur’ân’ı) sana, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan (küfür, şirk, cehalet ve sapıklığın bataklığından) çıkarıp nura (iman, ilim, hidayet ve İslam’ın aydınlığına) ulaştırman için indirdik. İşte bu nur, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz ve (ٱلۡـحَـمِـيـد) el-Ḥamîd olan Allah’ın yoludur. (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran ve dilediğini yapmaktan engellenemeyendir. (ٱلۡـحَـمِـيـد) El-Ḥamîd: Güzel isimleri, mükemmel sıfatları ve fiillerinden dolayı hamdedilip övülmeyi hak edendir.

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

14:2

ٱللَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِـي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِـي ٱلۡأَرۡضِۗ وَوَيۡلٞ لِّلۡكَـٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابٖ شَدِيدٍ ٢

Allah, göklerde ve yerde bulunan her şeyin yegâne sahibidir (dolayısıyla ibadet edilmeyi hak eden de sadece O’dur). Ve (hak kendilerine apaçık geldiği hâlde bile bile rasullerin davet ettiği tevhidi reddedip şirk koşmaya devam eden) kâfirlerin, (kıyamet gününde) karşılaşacakları şiddetli azaptan dolayı vay hâllerine!

14:3

ٱلَّذِينَ يَـسۡتَحِبُّونَ ٱلۡـحَـيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا عَلَـى ٱلۡأٓخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِـي ضَلَـٰلِۭ بَعِيدٖ ٣

Dünya hayatını (geçici metaını ve mutluluğunu) ahirete (ebedi nimet ve mutluluğuna) tercih eden, insanları Allah’ın yolundan (tevhidden ve rasule tâbi olmaktan) engelleyen ve (uydurdukları iftira ve attıkları şüphelerle) Allah’ın yolunun (İslam’ın) yanlış bir yol olarak görülmesini arzulayanlar; işte (hakkı bile bile inkâr eden) böyle kâfirler, çok derin bir sapıklık içindedirler.

14:4

وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوۡمِهِۦ لِيُبَيِّـنَ لَهُمۡۖ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَـشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَـشَآءُۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡـحَكِيمُ ٤

Ve gönderdiğimiz her rasulü, kavimleri Allah’ın emirlerini daha iyi anlasın diye kendi kavimlerinin diliyle gönderdik. Allah, dilediğini (kendisine gelen hakkı bile bile reddeden kişiyi, adaleti gereği) hakka muvaffak kılmayıp saptırır ve dilediğini (hakkı isteyen kişiyi, ikramıyla) hakka ulaşmaya muvaffak kılar. Muhakkak ki O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir, (ٱلۡـحَـكـِيـم) el-Ḥakîm’dir. (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran ve dilediğini yapmaktan engellenemeyendir. (ٱلۡـحَـكـِيـم) El-Ḥakîm: Hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır.

14:5

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَـىٰ بِــَٔايَـٰتِنَآ أَنۡ أَخۡرِجۡ قَوۡمَكَ مِنَ ٱلظُّلُمَـٰتِ إِلَـى ٱلنُّورِ وَذَكِّرۡهُم بِأَيَّىٰمِ ٱللَّهِۚ إِنَّ فِـي ذَٰلِكَ لَأٓيَـٰتٖ لِّـكُـلِّ صَبَّارٖ شَكُورٖ ٥

Andolsun ki Musa’yı da (rasul olduğunu ispat eden) delillerimizle kavmine gönderdik ve ona şunu emrettik: “Kavmine hakkı anlatıp onları karanlıklardan (küfür, şirk, cehalet ve sapıklığın bataklığından) çıkarıp nura (iman, ilim, hidayet ve İslam’ın aydınlığına) ulaştır ve onlara Allah’ın (nimet olarak yardım ettiği) günlerini (Firavun’un eziyet ve işkence yaptığı, erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını ise hizmetçi edinmek için sağ bıraktığı felaket günlerini) hatırlat!” Muhakkak ki bunlar, (kendisine isabet eden bütün zorluk ve musibetlere rızamı kazanmak için) çok sabreden ve nimetlerime çok şükreden kullara (yardım edip destek olacağıma dair) apaçık delillerdir.

14:6

وَإِذۡ قَالَ مُوسَـىٰ لِقَوۡمِهِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُـمۡ إِذۡ أَنـجَىٰكُـم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَـسُومُونَـكُـمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ وَيُذَبّـِحُونَ أَبۡنَآءَكُـمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِـسَآءَكُـمۡۚ وَفِـي ذَٰلِكُـم بَلَآءٞ مِّن رَّبِّـكُـمۡ عَظِيمٞ ٦

Hani Musa kavmine şöyle demişti: “(Ey İsrailoğulları!) Allah’ın şu nimetini hiç unutmayın: O, sizi şiddetli azaba uğratan Firavun ve ona tâbi olan kavminden kurtarmıştı. Üstelik onlar, erkek çocuklarınızı öldürüp kadınlarınızı (hizmetçi yapmak için) sağ bırakıyorlardı. İşte bunda (kurtarılmanızda), yüce olan Rabbinizden (şükredip yalnız O’na ibadet edenler ile nankörlük edip O’na şirk koşanları muvahhidlere belli eden) büyük bir imtihan vardır.”

14:7

وَإِذۡ تَأَذَّنَ رَبُّـكُـمۡ لَئِن شَكَرۡتُمۡ لَأَزِيدَنَّـكُـمۡۖ وَلَئِن كَـفَرۡتُمۡ إِنَّ عَذَابِـي لَشَدِيدٞ ٧

Musa onlara şöyle dedi: “Rabbinizin size açık bir şekilde bildirdiği ‘Eğer (verdiğim nimetlerden dolayı) şükrederseniz (emirlerimi yerine getirip yasaklarımdan uzak durursanız) muhakkak ki size nimetlerimi daha da artırırım. Eğer nimetlerimi inkâr ederseniz (şükretmez, emirlerime itaat etmez ve yasaklarımdan uzak durmazsanız) bilin ki nimetlerime nankörlük yapanlara azabım çok şiddetlidir.’ sözünü de hatırlayın!”

14:8

وَقَالَ مُوسَـىٰٓ إِن تَـكۡـفُرُوٓاْ أَنتُمۡ وَمَن فِـي ٱلۡأَرۡضِ جَـمِيعٗا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِـيٌّ حَـمِيدٌ ٨

Musa (kavmine) şunu da söylemişti: “Eğer siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi Allah’ı inkâr etseniz (Allah’ın emirlerine karşı gelip yasaklarını ihlal etseniz) bilin ki (bu küfrünüzün zararı sizedir, O’na hiçbir zarar veremezsiniz çünkü) Allah (غَـنِـيّ) Ğaniyy’dir, (حَـمِـيـد) Ḥamîd’dir.” (غَـنِـيّ) Ğaniyy: Hiçbir şeye muhtaç değildir; varlığı ve varlığının devamı için her şey O’na muhtaçtır. (حَـمِـيـد) Ḥamîd: Sahip olduğu güzel isimlerinden, mükemmel sıfatlarından ve yaptığı fiillerden dolayı hamdedilip övülmeyi hak edendir.

14:9

أَلَمۡ يَأۡتِـكُـمۡ نَبَؤُاْ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِـكُـمۡ قَوۡمِ نُوحٖ وَعَـادٖ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَا يَعۡلَمُهُمۡ إِلَّا ٱللَّهُۚ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَـٰتِ فَرَدُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فِـيٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَقَالُوٓاْ إِنَّا كَـفَرۡنَا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ وَإِنَّا لَفِـي شَكّٖ مِّمَّا تَدۡعُونَنَآ إِلَيۡهِ مُرِيبٖ ٩

(Ey kendilerine hak apaçık bir şekilde geldikten sonra onu reddeden kâfirler!) Sizden önceki Nuh kavmi, (Hud kavmi) Âd, (Salih kavmi) Semûd ve sayılarını yalnız Allah’ın bildiği, bunlardan sonra gelen kavimlerin (helak) haberi size ulaşmadı mı?! Rasulleri, onlara (kendilerinin Allah tarafından gönderildiğini ispat eden) apaçık delillerle gelmişlerdi. Fakat onlar, (öfkelerinden dolayı) ellerini (ısırmak için) ağızlarına götürmüşlerdi ve rasullerine şöyle demişlerdi: “Bilin ki biz, getirdiğiniz şeyleri reddediyoruz ve bizi çağırdığınız şeylere karşı çok derin bir şüphe içindeyiz.”

14:10

۞قَالَتۡ رُسُلُهُمۡ أَفِـي ٱللَّهِ شَكّٞ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يَدۡعُوكُمۡ لِيَغۡفِرَ لَـكُـم مِّن ذُنُوبِـكُـمۡ وَيُؤَخِّرَكُمۡ إِلَـىٰٓ أَجَلٖ مُّسَمّٗـىۚ قَالُوٓاْ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا بَـشَرٞ مِّثۡلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَـانَ يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأۡتُونَا بِـسُلۡطَـٰنٖ مُّبِيـنٖ ١٠

Rasulleri de onlara şöyle cevap vermişti: “Gökleri ve yeri örneksiz yaratan Allah hakkında (O’nun birliği ve ibadetleri yalnız O’na yapmak gerektiği konusunda) şüphe mi var?! Hâlbuki O, işlediğiniz günahların bir kısmını affetmek için sizi (hak) dinine (gerçek imana ve itaate) davet etmekte ve sizi (küfür, şirk ve günahlarınızdan dolayı hemen cezalandırmayıp) tayin edilmiş ecelinize kadar dünyada yaşatmaktadır.” (Hakka bile bile karşı gelen inatçı) Kâfirler de rasullerine şöyle dediler: “Siz (melek değil) bizim gibi bir beşersiniz (bize hiçbir üstünlüğünüz yoktur). Bizi, babalarımızın tapmış olduğu şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz. Öyleyse (rasul olduğunuza ve doğru söylediğinize dair) bize apaçık bir delil getirin!”