ٱلۡـحَـمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ عَلَـىٰ عَبۡدِهِ ٱلۡكِتَـٰبَ وَلَمۡ يَـجۡـعَل لَّهُۥ عِوَجَاۜ ١
Kuluna (Muhammed’e), içinde hiçbir eğrilik (hata ve eksiklik) bulunmayan (tevhide, hakka, adalete ve güzel ahlaka çağıran) kitabı (Kur’ân’ı) indiren Allah’a hamdolsun (O; zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tektir, her türlü noksan sıfattan ve ortaklardan münezzehtir, mutlak itaat* ve teslimiyet sadece O’na yapılır, mutlak hüküm verme yetkisi* sadece O’na aittir)!
* Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir.
* Mutlak hüküm verme hakkı: Her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur.