EL-KEHF SURESİ

Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 110, kelime sayısı 1577, harf sayısı 6360’tır.

سُـورَةُ ٱلۡـكَـهۡـفِ

18:1

ٱلۡـحَـمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ عَلَـىٰ عَبۡدِهِ ٱلۡكِتَـٰبَ وَلَمۡ يَـجۡـعَل لَّهُۥ عِوَجَاۜ ١

Kuluna (Muhammed’e), içinde hiçbir eğrilik (hata ve eksiklik) bulunmayan (tevhide, hakka, adalete ve güzel ahlaka çağıran) kitabı (Kur’ân’ı) indiren Allah’a hamdolsun (O; zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tektir, her türlü noksan sıfattan ve ortaklardan münezzehtir, mutlak itaat* ve teslimiyet sadece O’na yapılır, mutlak hüküm verme yetkisi* sadece O’na aittir)!

* Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir.

* Mutlak hüküm verme hakkı: Her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur.

18:2

قَيِّمٗا لِّيُنذِرَ بَأۡسٗا شَدِيدٗا مِّن لَّدُنۡهُ وَيُبَشِّرَ ٱلۡمُؤۡمِنِيـنَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أَنَّ لَهُمۡ أَجۡرًا حَسَنٗا ٢

Doğru olan (içinde hiçbir çelişki, hata ve zulüm bulunmayan) bu Kur’ân; (gerçek manada iman etmeyen ve salih amel işlemeyenleri) Allah katından şiddetli azap (cehennem) ile korkutup uyaran ve gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyen mu’minleri çok büyük mükâfaatla (cennetle) müjdeleyen bir kitaptır.

18:3

مَّـٰكِثِيـنَ فِيهِ أَبَدٗا ٣

Gerçek manada iman edip salih ameller işleyen o mu’minler, (nimetleri hiç eksilmeyen ve kesilmeyen) bu mükâfaat (cennet) içinde ebedî olarak kalacaklardır.

18:4

وَيُنذِرَ ٱلَّذِينَ قَالُواْ ٱتَّـخَـذَ ٱللَّهُ وَلَـدٗا ٤

Bu Kur’ân, “Allah çocuk edindi.” diyenleri de başlarına gelecek olan çok şiddetli bir azap ile korkutup uyarmaktadır.

18:5

مَّا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٖ وَلَا لِأٓبَآئِهِمۡۚ كَبُـرَتۡ كَـلِمَةٗ تَـخۡـرُجُ مِنۡ أَفۡوَٰهِهِمۡۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبٗا ٥

(Allah’a çocuk isnat eden) Bu müşriklerin ve (bu iddiayı ilk çıkaran) atalarının, Allah hakkında (O’nun çocuğu olduğu konusunda) dayandıkları hak olan hiçbir bilgileri de yoktur. Ağızlarından çıkardıkları bu söz gerçekten de (kötülük ve çirkinlik bakımından) çok büyük (ve Allah’a layık olmayan) bir sözdür. Muhakkak ki onlar ancak yalan söyleyen (iftiracı ve Rablerini hiç tanımayan) kimselerdir.

18:6

فَلَعَلَّكَ بَـٰخِعٞ نَّفۡسَكَ عَلَـىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمۡ إِن لَّمۡ يُؤۡمِنُواْ بِهَـٰذَا ٱلۡـحَـدِيثِ أَسَفًا ٦

Ey rasulüm! Kavminin sana inen bu Kur’ân’a iman etmemesinden dolayı arkalarından üzülerek neredeyse kendini helak edeceksin (sakın böyle yapma, onların hidayeti Allah’ın elindedir, sana düşen ise ancak tebliğ etmektir).

18:7

إِنَّا جَعَلۡنَا مَا عَلَـى ٱلۡأَرۡضِ زِينَةٗ لَّهَا لِنَبۡلُوَهُمۡ أَيُّهُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلٗا ٧

Muhakkak ki biz, yeryüzünde bulunan (ve nefislerin hoşuna giden) her şeyi, dünyaya mahsus süsler kıldık ki insanları imtihan edelim de böylece kimlerin güzel amel işleyip kimlerin işlemediği (dünyanın süslerine kanmayıp Allah’ın rızasını kazanmaya çalışanlar ile bunun aksine amel edenler) belli olsun (ve ona göre karşılık verelim).

18:8

وَإِنَّا لَـجَـٰعِلُونَ مَا عَلَيۡهَا صَعِيدٗا جُرُزًا ٨

Ve muhakkak ki zamanı geldiğinde yeryüzündeki süslerin hepsini yok edip orayı çorak bir toprak hâline getireceğiz.

18:9

أَمۡ حَسِبۡتَ أَنَّ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡكَهۡفِ وَٱلرَّقِيمِ كَـانُواْ مِنۡ ءَايَـٰتِنَا عَجَبًا ٩

Ey rasulüm! Yoksa sen bizim ayetlerimizden sadece kehf (mağara) ve rakîm (üzerinde isimlerin yazılı olduğu taş) sahiplerinin mi ibrete şayan olduğunu zannettin?! (Bil ki bizim bundan daha çok hayret edilecek başka delillerimiz de vardır.)

18:10

إِذۡ أَوَى ٱلۡفِتۡيَةُ إِلَـى ٱلۡكَهۡفِ فَقَالُواْ رَبَّنَآ ءَاتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡـمَةٗ وَهَيِّئۡ لَنَا مِنۡ أَمۡرِنَا رَشَدٗا ١٠

Ey rasulüm, bir zamanlar (imanlarını kurtarmak için zalim kavimlerinden kaçıp) kehfe (mağaraya) sığınan gençleri hatırla! Onlar, dağda bir mağaraya sığınmış ve Rablerine dua ederek şöyle demişlerdi: “Ey Rabbimiz! Bize, katından bir rahmet ver (günahlarımızı affet, bizi düşmanlarımızın şerrinden kurtar) ve bu yaptığımız işte bizim doğruya ulaşmamızı kolaylaştır (kâfirlerden uzaklaşıp senin rızanı kazanmamız için bize yardım et)!”