Tā, sîn.* İşte, Kur’ân’ın ayetleri bu gibi harflerden müteşekkildir (buna rağmen onun benzerini getiremiyorsunuz). Ve bu kitap (Kur’ân), (kendisinde hiçbir kapalılık ve tezat bulunmayan) hak ile bâtılı apaçık beyan eden bir kitaptır (onu düşünerek okuyan, Allah tarafından indirildiğini anlar).
* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.
27:2
هُدٗى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِيـنَ ٢
Kur’ân’ın ayetleri, (hayatın her yönünde) doğru yolu gösteren bir hidayet kaynağıdır ve (bu ayetlerin, hayatının her alanında uygulanması gerektiğine inanıp onları uygulayan) mu’minleri cennetle müjdeleyicidir.
İşte, cennetle müjdelenen o mu’minler; namazı ikame eder (rükün ve şartlarına riayet ederek kılar) ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) verirler. Ve onlar, ahirete (onun mükâfaat ve cezasına) de yakinen (hiç şüphe etmeden) inanmış kimselerdir.
Muhakkak ki ahirete (onun mükâfaatına ve cezasına) iman etmeyenlere kötü amellerini süslü gösterdik (bu sebeple onları işlemeye devam ettiler). İşte böylece şaşkınlık içinde bocalayıp doğru yolu bulamayan kimseler oldular.
İşte, ahirete iman etmeyen o kimseler; dünyada (öldürülme ve esir alınma gibi) çok kötü bir azaba uğrayacaklardır, ahirette ise (ebedî cehenneme atılarak) insanların en çok ziyana uğrayanları olacaklardır.
Ey rasulüm! Muhakkak ki bu Kur’ân, (حَـكِـيـم) Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan) ve (عَـلِـيـم) ʿAlîm (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi bilen ve hiçbir şey kendisine hafi olmayan Allah) tarafından sana verilmiştir.
Ey rasulüm, hatırla! Hani Musa, (gece yolculuk yaparken uzakta bir ateş görünce) ailesine (hanımına) şöyle demişti: “Şüphesiz ben bir ateş gördüm. (Siz burada bekleyin!) Ben oraya gideyim, oradan ya (yol hakkında) bir haber alırım ya da ısınmanız için ateşten bir meşale getiririm.”
Musa ateşin yanına varınca ona şöyle seslenildi: “Ateşin bulunduğu yerdeki de ateşin çevresindekiler de mübarek kılınmıştır. Ve bil ki âlemlerin (bütün mahlukatın) rabbi olan Allah, her türlü noksan sıfattan ve ortaktan münezzeh ve yücedir.”
“Ey Musa! Muhakkak ki seninle kelam eden benim; ben, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (kendisinden asla hesap sorulmayan, intikamında izzetli ve dilediği gibi hüküm verici yüce zat) ve (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel) olan Allah’ım.”
“Ve ey Musa! Asanı yere at!” Musa, asasını yere atıp da bir yılan gibi hareket ettiğini görünce (korkudan) geri dönüp arkasına bakmadan kaçtı. Bunun üzerine ona şöyle dedik: “Ey Musa, korkma! Muhakkak ki benim katımda rasuller (hiçbir yaratıktan) korkmazlar.”