EL-KASAS SURESİ

52’den 55’e kadar 4 ayet hariç, Mekke’de inmiştir. 85. ayet ise Mekke ile Medine arasında bulunan Cuhfe’de inmiştir. Ayet sayısı 88, kelime sayısı 1441, harf sayısı 5800’dür.

سُـورَةُ ٱلۡـقَـصَـصِ

28:1

طسٓمٓ ١

Tā, sîn, mîm.*

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

28:2

تِلۡكَ ءَايَـٰتُ ٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡمُبِيـنِ ٢

İşte, (kendisinde hiçbir kapalılık ve tezat bulunmayan) hak ile bâtılı apaçık beyan eden bu kitabın (Kur’ân’ın) ayetleri, bu gibi harflerden müteşekkildir (buna rağmen onun benzerini getiremiyorsunuz).

28:3

نَتۡلُواْ عَلَيۡكَ مِن نَّبَإِ مُوسَـىٰ وَفِرۡعَوۡنَ بِٱلۡـحَـقِّ لِقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ ٣

Ey rasulüm! Musa ile Firavun hakkındaki haberlerin bir kısmını gerçek şekliyle sana söylüyoruz ki mu’minler ondan istifade edebilsin (çünkü ancak onlar öğüt alıp istifade eder).

28:4

إِنَّ فِرۡعَوۡنَ عَلَا فِـي ٱلۡأَرۡضِ وَجَعَلَ أَهۡلَهَا شِيَعٗا يَـسۡتَضۡعِفُ طَآئِفَةٗ مِّنۡهُمۡ يُذَبِّحُ أَبۡنَآءَهُمۡ وَيَسۡتَحۡـيِۦ نِـسَآءَهُمۡۚ إِنَّهُۥ كَـانَ مِنَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ ٤

Muhakkak ki Firavun, hâkim olduğu yerde (Mısır’da) azgınlık ve zulüm yapan biriydi. O, memleketin ahalisini fırkalara ayırdı ve onlardan bir fırkayı (İsrailoğullarını) eziyordu. Onların erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını (hizmetçi yapmak için) sağ bırakıyordu. Muhakkak ki o, fesat çıkaran (yeryüzünde bozgunculuk yapan ve haddi aşıp böbürlenen zalim) biriydi.

28:5

وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَـى ٱلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُواْ فِـي ٱلۡأَرۡضِ وَنَـجۡعَلَهُمۡ أَئِمَّةٗ وَنَـجۡعَلَهُمُ ٱلۡوَٰرِثِيـنَ ٥

Biz ise o yerde (Mısır’da) ezilen İsrailoğullarına; (düşmanları olan Firavun ve askerlerini helak edip) ezilmişliği üzerlerinden kaldırarak, (şeriatimizi uygulamakla) hakta örnek kılarak ve (şeriatimizi uygulamaları için) mukaddes topraklara vâris kılarak lütufta bulunmak istedik.

28:6

وَنُمَكِّـنَ لَهُمۡ فِـي ٱلۡأَرۡضِ وَنُرِيَ فِرۡعَوۡنَ وَهَـٰمَـٰنَ وَجُنُودَهُمَا مِنۡهُم مَّا كَـانُواْ يَـحۡذَرُونَ ٦

Ve İsrailoğullarını mukaddes topraklarda sulta sahibi kılmak istedik. Firavun, veziri Haman ve onların askerlerine ise İsrailoğullarından çekindikleri şeyi (İsrailoğullarından bir çocuk vesilesiyle mülklerinin ve saltanatlarının yok olmasını) göstermek istedik.

28:7

وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَـىٰٓ أُمِّ مُوسَـىٰٓ أَنۡ أَرۡضِعِيهِۖ فَإِذَا خِفۡتِ عَلَيۡهِ فَأَلۡقِيهِ فِـي ٱلۡيَمِّ وَلَا تَـخَافِـي وَلَا تَـحۡزَنِـيٓۖ إِنَّا رَآدُّوهُ إِلَيۡكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِيـنَ ٧

Ve biz, Musa’nın annesine, “Bebeğini (Firavun ve askerlerine fark ettirmeden, gizlice) emzirebildiğin kadar emzir! Bebeğinin başına (onlardan) bir şey gelmesinden korktuğunda onu (bir sandığa koyup) nehre bırak! (Onun boğulmasından veya Firavun ile askerlerinin öldürmesinden) Korkma ve (ondan uzak kalacağın için) üzülme! Biz, muhakkak ki onu sana (emzirip terbiye etmen için sağ salim) döndüreceğiz ve onu seçilmiş rasullerden kılacağız.” diye (ilham yoluyla) vahyettik.

28:8

فَٱلۡتَقَطَهُۥٓ ءَالُ فِرۡعَوۡنَ لِيَكُونَ لَهُمۡ عَدُوّٗا وَحَزَنًاۗ إِنَّ فِرۡعَوۡنَ وَهَـٰمَـٰنَ وَجُنُودَهُمَا كَـانُواْ خَـٰطِـِٔيـنَ ٨

(Annesi, Allah’ın ilham ettiği şekilde Musa’yı bir sandığa koyup nehre bıraktıktan) Sonra Firavun’un ailesi onu bulup nehirden çıkardı. O, (Allah’ın muradı gereği) sonunda Firavun’a bir düşman ve (mülkünü yok ettiği için) ona bir üzüntü kaynağı olacaktı. Muhakkak ki Firavun, veziri Haman ve onların askerleri (küfür, şirk ve zulüm işleyip yeryüzünde fesat çıkaran) hatalı kimselerdi.

28:9

وَقَالَتِ ٱمۡرَأَتُ فِرۡعَوۡنَ قُرَّتُ عَيۡـنٖ لِّـي وَلَكَۖ لَا تَقۡتُلُوهُ عَسَـىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوۡ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدٗا وَهُمۡ لَا يَـشۡعُرُونَ ٩

Ve (Firavun, sandığın içinde erkek çocuğu olduğunu görünce onu öldürmek istedi, bunun üzerine) hanımı Firavun’a şöyle dedi: “Bu bebek, hem benim hem de senin için bir sevinç kaynağıdır. Onu öldürmeyin! Umulur ki bize (hizmet ederek) fayda verir ya da onu çocuk ediniriz.” Onlar böyle konuşurken onun vesilesiyle Firavun’un mülkünün yok olacağını hiç hissetmiyorlardı.

28:10

وَأَصۡبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَـىٰ فَـٰرِغًاۖ إِن كَـادَتۡ لَتُبۡدِي بِهِۦ لَوۡلَآ أَن رَّبَطۡنَا عَلَـىٰ قَلۡبِهَا لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِيـنَ ١٠

Ve Musa’nın annesi, bebeğinden ayrıldığı için kalbi bomboş; ondan başka hiçbir şey düşünemez hâle geldi. Allah’a gerçek manada tevekkül edip sabreden mu’minlerden olması için kalbini sabit kılmasaydık ve sabır vermeseydik neredeyse onun kendi çocuğu olduğunu söyleyecekti.