EL-ʿANKEBÛT SURESİ

İlk on ayet hariç, Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 69, kelime sayısı 980, harf sayısı 4195’tir.

سُـورَةُ ٱلۡـعَـنۡـكَـبُوتِ

29:1

الٓمٓ ١

Elif, lâm, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.)

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

29:2

أَحَسِبَ ٱلنَّاسُ أَن يُتۡـرَكُوٓاْ أَن يَقُولُوٓاْ ءَامَنَّا وَهُمۡ لَا يُفۡتَنُونَ ٢

İnsanlar, “İman ettik.” demekle (gerçek manada iman edip etmediklerini belli etmek için canlar, mallar ve şüphelerle) imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler?! (Hayır! Onların zannettiği gibi değil.)

29:3

وَلَقَدۡ فَتَنَّا ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۖ فَلَيَعۡلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْ وَلَيَعۡلَمَنَّ ٱلۡكَـٰذِبِيـنَ ٣

Muhakkak ki biz, onlardan öncekileri de (nefsin sevdiği ya da nefse ağır gelen şeylerle) imtihan ettik. Elbette Allah, (imanında) doğru sözlü olanları da yalancı olanları da (sizin için) ortaya çıkaracaktır.

29:4

أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَـسۡبِقُونَاۚ سَآءَ مَا يَـحۡكُمُونَ ٤

Yoksa kötü amel (şirk, küfür ve günah) işleyenler bizi âciz bırakıp da kurtulacaklarını mı zannettiler?! Ne kötü hüküm veriyorlar! (Bilsinler ki küfür ve şirk üzere öldüklerinde asla bizi âciz bırakamaz ve cezamızdan kurtulamazlar.)

29:5

مَن كَـانَ يَرۡجُواْ لِقَآءَ ٱللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ لَأٓتٖۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ٥

Kim (dünyada yaptığı iyi amellerin mükâfaatını almak için kıyamet gününde) Allah’a kavuşmayı umuyorsa bilsin ki Allah’ın (hesap için) tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir. Ve O; (ٱلـسَّـمِـيـع) es-Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi en ince ayrıntısıyla işitendir), (ٱلۡـعَـلِـيـم) el-ʿAlîm’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi ve yaptığınız her ameli çok iyi bilendir, ona göre size hesap soracaktır).

29:6

وَمَن جَـٰهَدَ فَإِنَّمَا يُـجَـٰهِدُ لِنَفۡسِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِـيٌّ عَنِ ٱلۡعَـٰلَمِيـنَ ٦

Ve kim (İslam düşmanlarına karşı ve Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından uzak durmak için nefsine karşı) cihad ederse ancak kendi nefsinin faydasına cihad etmiş olur. Çünkü Allah, bütün mahlukattan müstağnidir (ne kulların itaati O’na bir fayda verir ne de isyanı bir zarar verir).

29:7

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَنُكَـفِّرَنَّ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَلَنَجۡزِيَنَّهُمۡ أَحۡسَنَ ٱلَّذِي كَـانُواْ يَعۡمَلُونَ ٧

(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada) İman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; işte onların günahlarını mutlaka örteriz ve iyi amellerine daha güzeli ile karşılık veririz.

29:8

وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنـسَـٰنَ بِوَٰلِدَيۡهِ حُسۡنٗاۖ وَإِن جَـٰهَدَاكَ لِتُشۡرِكَ بِـي مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٞ فَلَا تُطِعۡهُمَآۚ إِلَـيَّ مَرۡجِعُـكُـمۡ فَأُنَبِّئُـكُـم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ٨

Ve insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye ettik (farz kıldık). Eğer onlar, hakkında bilgi (delil) sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa sakın onlara (körü körüne) itaat etme! Hiç şüpheniz olmasın ki dönüşünüz banadır ve ben, yapmış olduklarınızı size haber vereceğim (ona göre hesap soracağım).

29:9

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَنُدۡخِلَنَّهُمۡ فِـي ٱلصَّـٰلِحِيـنَ ٩

(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada) İman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; işte onları (kıyamet gününde) salihlerin (razı olduğumuz kulların) arasına katacağız.

29:10

وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ فَإِذَآ أُوذِيَ فِـي ٱللَّهِ جَعَلَ فِتۡنَةَ ٱلنَّاسِ كَعَذَابِ ٱللَّهِۖ وَلَئِن جَآءَ نَصۡرٞ مِّن رَّبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُـمۡۚ أَوَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَعۡلَمَ بِمَا فِـي صُدُورِ ٱلۡعَـٰلَمِيـنَ ١٠

Ve insanlardan kimi de vardır ki “Allah’a iman ettik.” der fakat Allah yolunda (tevhide ve İslam şeriatine imanından dolayı) eziyet görünce kâfirlerin eziyet ve işkencelerini, Allah’ın azabı ile eşit tutar (ve kâfirlere uyar). Ey rasulüm! Üstelik Rabbinden size bir zafer gelince de (mu’minlere) şöyle der: “Muhakkak ki biz, (imanda ve düşmana karşı mücadelede) sizinle beraberdik.” Allah, yarattıklarının kalplerinde bulunan her şeyi (en ince ayrıntısıyla) bilen değil midir?!