ÂLİ ʿİMRÂN SURESİ

Medine’de inmiştir. Ayet sayısı 200, kelime sayısı 3480, harf sayısı 14525’tir.

سُـورَةُ ءَالِ عِـمۡـرَانَ

3:1

الٓمٓ ١

Elif, lâm, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure getiremiyorsunuz.)

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

3:2

ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡـحَـيُّ ٱلۡقَيُّومُ ٢

Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmayandır. O (ٱلۡـحَـيّ) el-Ḥayy’dır (mahlukatın hayatına benzemeyen, başlangıcı ve sonu olmayan mükemmel hayat sahibidir), (ٱلۡـقَـيُّـوم) el-Kayyûm’dur (hiçbir şeye muhtaç olmayan, kendisi dışındaki her şeyin hem var oluşlarında hem de varlıklarının devamında her an kendisine muhtaç olduğu yüce zattır).

3:3 - 4

نَزَّلَ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَـٰبَ بِٱلۡـحَـقِّ مُصَدِّقٗا لِّمَا بَيۡـنَ يَدَيۡهِ وَأَنزَلَ ٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنـجِـيلَ ٣ مِن قَبۡلُ هُدٗى لِّلنَّاسِ وَأَنزَلَ ٱلۡفُرۡقَانَۗ إِنَّ ٱلَّذِينَ كَـفَرُواْ بِــَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابٞ شَدِيدٞۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٞ ذُو ٱنتِـقَامٍ ٤

Ey rasulüm! (Senin, İsa’nın ve bütün mahlukatın rabbi olan) Allah sana kitabı (Kur’ân’ı) hakla (bildirdiği haberleri doğru, verdiği hükümleri adaletli ve bütün ihtilafları çözücü) ve daha önce indirdiği kitapları (onların Allah tarafından gönderildiğini) doğrulayıcı olarak indirdi. Ondan önce de (Musa’ya) Tevrât’ı ve (İsa’ya) İncîl’i indirdi. Allah’ın indirdiği bu kitapların hepsi, insanlara hidayet (dinlerinde ve dünyalarında onları ıslah eden her şeyi ihtiva) edicidir. Furkan’ı (her konuda hakkı ve bâtılı birbirinden ayıran şeri, kevni ve akli delilleri) da indirdi. Muhakkak ki Allah’ın (tek hak rab ve tek hak ilah olduğunu, İsa’nın da O’nun kulu olduğunu bildiren) apaçık delillerini (öğrendikleri hâlde bunları) inkâr eden kâfirler için (kıyamet gününde) şiddetli azap vardır. Biliniz ki Allah mülkünde (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (dilediğini yapan ve hiçbir şeyin kendisini âciz bırakamayacağı yüce zattır), intikam sahibidir (hakkı ve bâtılı apaçık ortaya koymak için indirdiği delilleri bile bile reddedip bunlara muhalefet eden kâfirleri, yaptıklarına karşılık cezalandırandır).

3:5

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَـخۡـفَـىٰ عَلَيۡهِ شَـيۡءٞ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِـي ٱلسَّمَآءِ ٥

Bilin ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli değildir (O, her şeyi en ince teferruatıyla bilendir).

3:6

هُوَ ٱلَّذِي يُصَوِّرُكُـمۡ فِي ٱلۡأَرۡحَامِ كَـيۡـفَ يَـشَآءُۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ٦

Ey insanlar! Sizi annelerinizin rahimlerinde dilediği gibi şekillendiren O’dur. Allah’tan başka gerçek rab ve ilah yoktur, ibadetleri hak eden yalnız O’dur. O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran ve dilediğini cezalandırırken hiçbir şekilde engellenemeyendir), (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır).

3:7

هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَـٰبَ مِنۡهُ ءَايَـٰتٞ مُّـحۡكَمَـٰتٌ هُنَّ أُمُّ ٱلۡكِتَـٰبِ وَأُخَرُ مُتَشَـٰبِهَـٰتٞۖ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ فـِي قُلُوبِهِمۡ زَيۡغٞ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَـٰبَهَ مِنۡهُ ٱبۡتِغَآءَ ٱلۡفِتۡـنَةِ وَٱبۡـتِـغَآءَ تَأۡوِيلِهِۦۖ وَمَا يَعۡلَمُ تَأۡوِيلَهُۥٓ إِلَّا ٱللَّهُۗ وَٱلرَّٰسِخُونَ فِـي ٱلۡعِلۡمِ يَقُولُونَ ءَامَنَّا بِهِۦ كُـلّٞ مِّنۡ عِندِ رَبِّنَاۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَـٰبِ ٧

Ey rasulüm! (Göklerde ve yerde hiçbir şey kendisine gizli olmayan, ibadete kendisinden başkası layık olmayan, tek gerçek rab ve ilah olan) O yüce zat sana Kur’ân’ı indirdi. O kitapta muhkem (delalet ettiği mana açık olan ve hiçbir ihtilafa mahal bırakmayan) ayetler vardır, onlar kitabın anasıdır (aslıdır; ihtilaf edildiğinde mutlaka onlara başvurulması gerekir). Ayetlerin bir kısmı da müteşabihtir (delalet ettiği mana açık olmayıp ihtilafa sebep olabilen ayetlerdir). Kalplerinde haktan sapma eğilimi olanlar, (muhkem ayetleri bırakıp) Kur’ân’ın müteşabih ayetleriyle amel etmek isterler. Bunu, fitne (fesat) çıkarmak ve (ayetleri heva ve heveslerine göre) tevil etmek için yaparlar. Müteşabih ayetlerin gerçek manasını yalnız Allah bilir ve ilimde derinleşenler şöyle derler: “Biz bunlara (müteşabih ayetlere) iman ettik, (muhkem ve müteşabih ayetlerin) hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir.” Bu açıklamalardan ancak akıl sahipleri öğüt alır (muhkem ve müteşabih ayetlere iman edip müteşabih ayetleri muhkem ayetlere göre anlar).

3:8

رَبَّنَا لَا تُزِغۡ قُلُوبَنَا بَعۡدَ إِذۡ هَدَيۡـتَـنَا وَهَبۡ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡـمَةًۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ ٨

(İlimde derinleşenler şöyle dua ederler) “Ey Rabbimiz! Bizi hidayete (Kur’ân’ın muhkem ve müteşabih ayetlerine imana) muvaffak kıldıktan sonra kalplerimizi (müteşabih ayetlere tâbi olup haktan sapanlar gibi) saptırma ve bize kendi katından bir rahmet ver (üzerinde bulunduğumuz hak dininde bizi sabit kıl). Muhakkak ki sen (ٱلۡـوَهَّـاب) el-Vehhâb’sın (ihlasla sana yönelen kullarını dinin üzere sabit kalmaya muvaffak kılan yalnız sensin).”

3:9

رَبَّنَآ إِنَّكَ جَامِعُ ٱلنَّاسِ لِيَوۡمٖ لَّا رَيۡبَ فِيهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُـخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ ٩

“Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen, geleceğinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde bütün insanları bir araya toplayacaksın (o gün bizi affet ve bize mağfiret et). Muhakkak ki rabbimiz olan Allah vâdini yerine getirir (ihlasla O’na iman eden, Kur’ân’ın emirleriyle amel edip rasulüne tâbi olan kullarını, onlara vâdettiği af, mağfiret ve cennetle mükâfaatlandırır).”

3:10

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَـفَرُواْ لَن تُغۡنِـيَ عَنۡهُمۡ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَـٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـٔٗاۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ وَقُودُ ٱلنَّارِ ١٠

Muhakkak ki (Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemeyen, gönderdiği son rasulünü ve ona indirdiklerini) inkâr eden kâfirleri (ahiret gününde) ne malları ne de çocukları, Allah’tan (O’nun azabından) koruyup kendilerine bir fayda verebilir. İşte onlar, cehennem ateşinin yakıtı olacaklardır.