3:13

قَدۡ كَـانَ لَكُـمۡ ءَايَةٞ فِـي فِئَتَيۡـنِ ٱلۡتَـقَـتَاۖ فِئَةٞ تُقَـٰتِلُ فِـي سَبِـيلِ ٱللَّهِ وَأُخۡرَىٰ كَـافِرَةٞ يَرَوۡنَهُم مِّثۡلَيۡهِمۡ رَأۡيَ ٱلۡعَيۡـنِۚ وَٱللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصۡـرِهِۦ مَن يَشَآءُۚ إِنَّ فِـي ذَٰلِكَ لَعِبۡـرَةٗ لِّأُوْلِـي ٱلۡأَبۡصَٰرِ ١٣

(Ey Muhammed’in getirdiği gerçek tevhidi ve ona tâbi olmayı reddeden kâfirler!) Birbiriyle savaşmak için (Bedir’de) karşı karşıya gelmiş olan iki toplulukta sizin için bir delil (ibret ve öğüt) vardır. Onlardan biri (Muhammed ve ona tâbi olan mu’minler) Allah yolunda (Allah’ın şeriatini hayatın her alanında hâkim kılmak için) savaşıyordu, diğeri ise kâfir (Allah’ın tevhidini, Muhammed’in risaletini, Kur’ân’ı inkâr eden ve hayatlarını beşerî kanunlara göre düzenlemek isteyen Kurayşli müşrik) topluluktu. (Müşriklerin sayısı kat kat fazla olmasına rağmen Allah’tan bir nimet olarak) Mu’minler, gözleriyle müşrikleri kendilerinin sadece iki katı büyüklükte görüyorlardı. Bilin ki Allah, dilediğini yardımıyla destekler (muzaffer kılar). Muhakkak ki bu anlatılanlarda akıl sahipleri için (zaferin sayıyla değil Allah’ın yardımıyla olduğuna dair) bir ibret (öğüt) vardır.