ER-RÛM SURESİ

17. ayet hariç, Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 60, kelime sayısı 819, harf sayısı 3534’tür.

سُـورَةُ ٱلـرُّومِ

30:1

الٓمٓ ١

Elif, lâm, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.)

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

30:2

غُلِبَتِ ٱلرُّومُۙ ٢

Rumlar, (Farisiler tarafından) yenildi.

30:3

فِـيٓ أَدۡنَـى ٱلۡأَرۡضِ وَهُم مِّنۢ بَعۡدِ غَلَبِهِمۡ سَيَغۡلِبُونَۙ ٣

Rumlar, (Şam diyarında Farisilere) en yakın topraklarda yenildiler ve bu yenilgiden sonra (Farisilere karşı) muzaffer olacaklardır.

30:4

فِـي بِضۡعِ سِنِيـنَۗ لِلَّهِ ٱلۡأَمۡرُ مِن قَبۡلُ وَمِنۢ بَعۡدُۚ وَيَوۡمَئِذٖ يَفۡرَحُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَۙ ٤

Hezimetten sonra üç ila on sene içinde muhakkak Rumlar (Farisilere) muzaffer olacaktır. Biliniz ki Rumlar, muzaffer olmadan önce de muzaffer olduktan sonra da (olan ve olacak olan) her şey Allah’ın elindedir (O’nun dilemesiyledir). Ve (Rumların Farisileri yendiği) o gün mu’minler sevinçli olacaktır.

30:5

بِنَصۡرِ ٱللَّهِۚ يَنصُرُ مَن يَـشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٥

O gün mu’minler Allah’ın verdiği zaferle sevinçli olacaktır. Bilin ki Allah, dilediğini muzaffer kılar. Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (dilediğini muzaffer kılan, her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, azabı şiddetli olan ve dilediğini yapmaktan engellenemeyendir), (ٱلـرَّحِـيـم) er-Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, ihlasla tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).

30:6

وَعۡدَ ٱللَّهِۖ لَا يُـخۡلِفُ ٱللَّهُ وَعۡدَهُۥ وَلَـٰكِـنَّ أَكۡثَـرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ٦

İşte bu zafer, Allah’ın vâdidir. Bilin ki Allah verdiği vâdi mutlaka yerine getirir. Fakat insanların çoğu (Müslüman olmadığı için) bu gerçeği anlamaz.

30:7

يَعۡلَمُونَ ظَـٰهِرٗا مِّنَ ٱلۡـحَـيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُمۡ عَنِ ٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ غَـٰفِلُونَ ٧

İnsanların çoğu (gerçek iman, şeri hükümler ve gerçek hayat nedir bilmez), ancak dünya hayatının görünen yüzünü (nasıl mal, makam ve refah sahibi olacağını) bilir, gerçek hayat olan ahiret hayatı hakkında ise ğafildir (onu önemsemeyip ihmal etmiştir).

30:8

أَوَلَمۡ يَتَفَكَّرُواْ فِـيٓ أَنفُسِهِمۗ مَّا خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡـحَـقِّ وَأَجَلٖ مُّسَمّٗـىۗ وَإِنَّ كَثِيـرٗا مِّنَ ٱلنَّاسِ بِلِقَآيِٕ رَبِّهِمۡ لَكَـٰفِرُونَ ٨

(Kendilerine gelen hakkı bile bile reddeden) O müşrikler, kendi yaratılışlarına ibretle bakıp düşünmediler mi?! Eğer düşünselerdi Allah’ın gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri (boşu boşuna ve eğlence olarak değil) ancak hak ile (birliği, muazzam kudreti, mükemmel hikmeti ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiği anlaşılsın diye) yarattığını ve bu hayatın (imtihan olduğunu, asla kalıcı olmadığını, bilakis) tayin edilmiş bir müddeti olduğunu anlarlardı. Fakat insanların çoğu, öldükten sonra (kıyamet gününde hesap için) Rabbine döneceğini inkâr etmektedir (bu sebeple ahiret günü için hazırlık yapmamaktadır).

30:9

أَوَلَمۡ يَـسِيـرُواْ فِـي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَـانَ عَـٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَـانُوٓاْ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّةٗ وَأَثَارُواْ ٱلۡأَرۡضَ وَعَمَرُوهَآ أَكۡثَـرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَـٰتِۖ فَمَا كَـانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَـٰكِـن كَـانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٩

Rasulümüzü ve getirdiği kitabı yalanlayan o müşrikler, yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce nebileri yalanlayanların kötü akıbetini görmediler mi?! Hâlbuki daha önce helak edilenler, bu müşriklerden daha güçlü idiler, yeri (ekmek ve üzerinde bina yapmak için) kazıp altüst etmişlerdi, yeryüzünü bunlardan daha çok imar etmişlerdi ve onlara da rasulleri (hakkı ve bâtılı anlatan) apaçık delillerle gelmişti (ancak küfür ve şirklerinde ısrar edince Allah onları cezalandırdı). Allah, yaptıklarından dolayı cezalandırmakla asla onlara zulmetmiş değildir. Fakat onlar (açık deliller geldikten sonra şirk, rasulü yalanlama ve hakka karşı gelme gibi cezayı gerektiren kötü ameller yaparak) kendi nefislerine zulmettiler.

30:10

ثُمَّ كَـانَ عَـٰقِبَةَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔواْ ٱلسُّوٓأَىٰٓ أَن كَذَّبُواْ بِــَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَكَـانُواْ بِهَا يَـسۡتَهۡزِءُونَ ١٠

Sonra, şirk işleyen ve Allah’ın emirlerine karşı gelen müşriklerin akıbeti çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerini yalanlıyor ve onları alaya alıyorlardı.