27’den 29’a kadar 3 ayet hariç, Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 34, kelime sayısı 548, harf sayısı 2110’dur.
سُـورَةُ لُـقۡـمَانَ
31:1
الٓمٓ ١
Elif, lâm, mîm.*
* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.
31:2
تِلۡكَ ءَايَـٰتُ ٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡـحَكِيمِ ٢
İşte bu (gibi harflerden müteşekkil olan) ayetler hikmet dolu kitabın (Kur’ân’ın) ayetleridir.
31:3
هُدٗى وَرَحۡـمَةٗ لِّلۡمُحۡسِنِيـنَ ٣
Sana inen bu ayetler, muhsinler (tevhide sarılıp hiç şirk koşmayan ve salih ameller işleyip her hâlükârda Rabbine itaat eden ihlaslı kullar) için hidayet (doğru yola ileten) ve rahmet (hem dünya hem de ahiret mutluluğuna vesile) olan ayetlerdir.
İşte o muhsinler, namazı ikame eden (rükün ve şartlarına riayet ederek kılan) ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) veren kimselerdir. Ve onlar, ahirete (o gün olacak dirilişe ve hesaba, verilecek mükâfaata ve cezaya) de yakinen (hiç şüphe etmeden) inanırlar.
İnsanlardan öyleleri de vardır ki hiçbir ilmî delile dayanmadan, sırf insanları Allah’ın yolundan saptırmak için meşgul edici boş sözleri seçerler ve Allah’ın diniyle (hükümleriyle) alay etmek için kullanırlar. İşte böyle sıfatlara sahip olanlar için (ahirette) alçaltıcı ve zelil edici bir azap vardır.
Ve Allah’ın diniyle alay eden o kimseye ayetlerimiz okunduğunda kibirlenerek yüz çevirip uzaklaşır. Sanki hiç duymamış gibi… Sanki kulaklarında bir sağırlık varmış gibi... Ey rasulüm! Böyle kimseleri çok can yakıcı bir azap ile müjdele!
(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere ihlasla) İman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; işte onlar için mutluluğu ve nimetleri eksilmeyen ve bitmeyen cennetler vardır.
Onlar, cennetteki nimetler içinde ebedî olarak kalacaklardır. İşte bu, Allah’ın onlara verdiği hak sözüdür (mutlaka gerçekleşecektir). Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (الْحَكِيم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır).
Allah; gökleri, gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yaratmış, yeryüzü sallanıp da sizi sarsmasın diye oraya (kökü derinde sabit olan) sağlam dağlar yerleştirmiş ve yeryüzünde yürüyen çeşit çeşit canlıları (yaratıp) değişik yerlere yaymıştır. Ve biz, gökten su indirip (onunla) yerde çeşit çeşit, güzel görünüşlü ve faydalı her bitkiden bitirdik.