ES-SECDE SURESİ

Secde suresinin diğer ismi Sûratu’l-Meḍâciʿ’dir (سُـورَةُ ٱلۡـمَـضَاجِـعِ). 18’den 20’ye kadar 3 ayet hariç, Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 30, kelime sayısı 380, harf sayısı 1518’dir.

سُـورَةُ ٱلسَّـجۡـدَةِ

32:1

الٓمٓ ١

Elif, lâm, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.)

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

32:2

تَنـزِيلُ ٱلۡكِتَـٰبِ لَا رَيۡبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلۡعَـٰلَمِيـنَ ٢

Bu kitabın (Kur’ân’ın mana ve lafız olarak Muhammed’e) âlemlerin rabbi olan Allah tarafından indirildiğine hiç şüpheniz olmasın.

32:3

أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَـرَىٰهُۚ بَلۡ هُوَ ٱلۡـحَـقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوۡمٗا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٖ مِّن قَبۡلِكَ لَعَلَّهُمۡ يَهۡتَدُونَ ٣

O müşrikler, Muhammed’in, Kur’ân’ı kendisi uydurup da Allah’a isnat ederek Allah’a iftira attığını mı söylüyorlar?! Hayır, doğru değil! Ey rasulüm! Bil ki o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (rasul) gelmemiş olan bir kavmi (küfür, şirk ve günahlarını terk etmediklerinde cehennem azabıyla) uyarman için sana Rabbin tarafından indirilmiş hak olan bir kitaptır. Olur ki doğru yolu bulup ona tâbi olur ve bütün hayatlarını ona göre düzenlerler.

32:4

ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِـي سِتَّةِ أَيَّامٖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَـى ٱلۡعَرۡشِۖ مَا لَـكُـم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِـيّٖ وَلَا شَفِيعٍۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٤

Allah; gökleri, yeri ve bunların arasındaki her şeyi altı günde yaratandır (dileseydi bir göz kırpmasından daha kısa zamanda da yaratabilirdi). Sonra Arş’a istiva etmiştir.* Ey insanlar! Biliniz ki Allah’tan başka (sizi koruyup gözetecek) hiçbir veliniz ve (O’nun katında size şefaat edecek) hiçbir şefaatçiniz yoktur. Hiç akledip düşünmez misiniz (ve her türlü şirki terk edip sadece Allah’a ibadet etmez misiniz)?!

* Sahabelerin istiva hakkındaki inancı; “ثُـمَّ ٱسۡـتَـوَىٰ عَـلَـى ٱلۡـعَـرۡشِ” sözü Kur’ân’da geçtiği için böyle ayetleri okumak ve Allahu Teâlâ’nın Arş’a istiva ettiğine inanmaktı. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivası, aklın idrak edebileceği bir şey değildir. Onun keyfiyeti hakkında soru sormak bidattir; çünkü keyfiyet Allahu Teâlâ’dan kaldırılmıştır. Keyfiyet, sadece mahluka ait olan bir vasıf olduğu için Allahu Teâlâ hakkında keyfiyet düşünen kişi, Allahu Teâlâ’yı cisim olarak tasavvur etmiş olur. Bu ayetten asla Arş’ın Allahu Teâlâ’nın yeri olduğu anlaşılmaz. Çünkü Allahu Teâlâ, yer ve mekândan münezzehtir. Allahu Teâlâ’ya mekân isnat eden kişi, O’nu cisme benzetmiş olduğu için Müslüman değildir. İşte bu, sahabe ve selefi salihinin görüşüdür. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasını, Arş’a yaptığı bir fiil olarak kabul etmek de caiz olan bir görüştür. İstivayı Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olarak kabul etmek ise Allahu Teâlâ’nın Arş’ı yaratmadan önce böyle bir sıfata sahip olmadığı anlamına gelir. Çünkü Arş, mahluk olan bir varlıktır yani daha önce yokken sonradan var olmuştur. Bu durumda istiva sıfatı, Arş yaratıldıktan sonra olmuş manasına gelir. Fakat “İstiva sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır, Arş yaratılmadan önce de vardı.” demek, kuvvetli bir görüş olmamasına rağmen küfür olmaz. Şu bilinmelidir ki Allahu Teâlâ’nın sıfatları kdîm (قَدِيم) ve ebedîdir; asla artmaz, eksilmez ve değişmez. Dolayısıyla bu konuda doğru olan, istiva Kur’ân’da geçtiği için ya zahiri manasını vermeyip okuyup geçmek ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmek ya da Allahu Teâlâ’nın Arş’a bir fiil yapması olarak tevil etmektir. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasına, “Allah’ın zatına layık bir istivadır.” diye mana vermekte de bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan; Allahu Teâlâ’nın istivasını, yükselmek ve karar kılmak manasında anlamaktır. Allahu Teâlâ hakkında böyle manalar düşünmek apaçık küfürdür. Allahu Teâlâ’nın istivasına bu gibi manalar verildiğinde Allahu Teâlâ’ya layık olmayan şeyler nispet edilmiş olur. Çünkü: 1. Allahu Teâlâ için yükseldi sözü mesafe ve yer manasında kullanılırsa daha önce aşağıda idi, sonra yükselmek için harekete geçti anlamına gelir. Oysa Allahu Teâlâ yerden, zamandan, değişmekten, hareketten ve bir şeyin üzerine karar kılmaktan münezzehtir. Bunların hepsi mahlukun sıfatıdır ve Allah’a layık olmayan şeylerdir. 2. Allahu Teâlâ Arş’a sonradan karar kıldı manasına gelir. Bu ise Allahu Teâlâ’da yer değişimi veya hâl değişimi olduğu anlamına gelir. Bu da Allahu Teâlâ’ya layık değildir.

32:5

يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَـى ٱلۡأَرۡضِ ثُمَّ يَعۡرُجُ إِلَيۡهِ فِـي يَوۡمٖ كَـانَ مِقۡدَارُهُۥٓ أَلۡفَ سَنَةٖ مِّمَّا تَعُدُّونَ ٥

Allah, göklerden yere kadar her şeyi dilediği gibi düzenleyip yönetir. Görevli melek, Allah’ın emrini gökten yere indirir ve sonra tekrar gökteki kendi yerine yükselir; işte bu, sizin saydığınız bin sene miktarı kadar bir gün içinde olur.

32:6

ذَٰلِكَ عَـٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٦

İşte bu âlemi mükemmel şekilde düzenleyip yöneten Allah, ğaybı (kullarının bilmediği şeyleri) ve şahid olunan (kullarının bildiği) şeyleri en ince teferruatıyla bilen, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayan) ve (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, ihlasla tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edecek) olandır.

32:7

ٱلَّذِيٓ أَحۡسَنَ كُـلَّ شَـيۡءٍ خَلَقَهُۥۖ وَبَدَأَ خَلۡقَ ٱلۡإِنـسَـٰنِ مِن طِيـنٖ ٧

O (Allah), yarattığı her şeyi mükemmel bir şekilde yaratan ve insanı (Âdem’i örneksiz olarak) çamurdan yaratmaya başlayandır.

32:8

ثُمَّ جَعَلَ نَـسۡلَهُۥ مِن سُلَـٰلَةٖ مِّن مَّآءٖ مَّهِيـنٖ ٨

Sonra onun (Âdem’in) zürriyetini, önemsenmeyen az ve dayanıksız bir suyun (meninin) özünden var edendir.

32:9

ثُمَّ سَوَّىٰهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِۦۖ وَجَعَلَ لَـكُـمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَۚ قَلِيلٗا مَّا تَـشۡكُرُونَ ٩

Sonra onun (insanın) yaratılışını tamamlayıp şekillendirmiş ve yarattığı ruhlardan bir ruhu ona üflemesini görevli meleğe emretmiştir. Ve ey insanlar! Allah size işitmeniz için işitme sistemi, görmeniz için görme sistemi ve düşünmeniz için kalpler de yaratmıştır. Buna rağmen (verdiği bu nimetlere karşılık) çok az şükrediyorsunuz (O’nu gereği gibi birlemiyor ve hakkını vermiyorsunuz).

32:10

وَقَالُوٓاْ أَءِذَا ضَلَلۡنَا فِـي ٱلۡأَرۡضِ أَءِنَّا لَفِـي خَلۡقٖ جَدِيدِۭۚ بَلۡ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمۡ كَـٰفِرُونَ ١٠

Ve öldükten sonra dirilişi inkâr eden kâfirler şöyle dediler: “Biz ölüp toprağa karışarak kaybolduktan sonra tekrar yepyeni bir yaratılışla diriltileceğiz, öyle mi?! (Bu asla mümkün değil!)” Hayır, bu elbette mümkündür! Doğrusu onlar, (kıyamet gününde diriltilip) Rablerine (hesap için) kavuşmayı inkâr eden kimselerdir.