SEBEʾ SURESİ

Mekke’de inmiştir. 6. ayet hakkında ihtilaf edilmiştir; bazı âlimler Mekke’de, bazı âlimler ise Medine’de indiğini söylemiştir. Ayet sayısı 54, kelime sayısı 883, harf sayısı 3512’dir.

سُـورَةُ سَـبَـإٍ

34:1

ٱلۡـحَـمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِـي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِـي ٱلۡأَرۡضِ وَلَهُ ٱلۡـحَـمۡدُ فِـي ٱلۡأٓخِرَةِۚ وَهُوَ ٱلۡـحَـكِيمُ ٱلۡـخَبِيـرُ ١

Göklerde ve yerde olan her şeyin yegâne sahibi olan Allah’a hamdolsun (her türlü noksan sıfattan ve mahlukata benzemekten münezzeh olan, her şeyden çok sevilerek ve ibadet edilerek yüceltilmesi gereken sadece O’dur)! Ahiret gününde de hamd sadece O’na aittir. Ve O; (ٱلۡـحَـكِيـم) el- Ḥakîm’dir (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır), (ٱلۡـخَـبِيـر) el-Ḫabîr’dir (kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır).

34:2

يَعۡلَمُ مَا يَلِجُ فِـي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا يَـخۡرُجُ مِنۡهَا وَمَا يَنـزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعۡرُجُ فِيهَاۚ وَهُوَ ٱلرَّحِيمُ ٱلۡغَفُورُ ٢

O, yere gireni (su ve tohum gibi) ve yerden çıkanı (bitki gibi), gökten ineni (yağmur, rızık ve melekler gibi) ve göğe çıkanı (melekler, kulların ruhları ve salih amellerin sevabı gibi) bilir. Ve O; (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, ihlasla tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir), (ٱلۡـغَـفُور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir).

34:3

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَـفَرُواْ لَا تَأۡتِينَا ٱلسَّاعَةُۖ قُلۡ بَلَـىٰ وَرَبِّـي لَتَأۡتِيَنَّكُـمۡ عَـٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِۖ لَا يَعۡزُبُ عَنۡهُ مِثۡقَالُ ذَرَّةٖ فِـي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِـي ٱلۡأَرۡضِ وَلَآ أَصۡغَرُ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡبَـرُ إِلَّا فِـي كِتَـٰبٖ مُّبِيـنٖ ٣

Ve (dirilişi inkâr eden) kâfirler, “Kıyamet bize asla gelmeyecektir.” dediler. Ey rasulüm! Onlara de ki: “Rabbime yemin olsun ki kıyamet mutlaka size gelecektir (fakat ne zaman geleceğini sadece Allah bilir). O (Allah), gizli olan her şeyi bilir. Göklerde ve yerde zerre kadar dahi olsa hatta bundan daha küçük veya daha büyük bile olsa O’na hiçbir şey gizli değildir. (İster büyük ister küçük olsun) Her şey apaçık bir kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazılıdır.”

34:4

لِّيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُم مَّغۡفِرَةٞ وَرِزۡقٞ كَرِيمٞ ٤

Allah’ın her şeyi apaçık bir kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazması, iman edip (Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada inanarak şeriatini hayatlarının her alanında uygulayıp) salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere mükâfaat vermesi içindir. İşte bu sıfatlara sahip olanlar için (Allah katında) mağfiret (günahlarının bağışlanması) ve (ebedî cennette) bolca güzel rızık vardır.

34:5

وَٱلَّذِينَ سَعَوۡ فِـيٓ ءَايَـٰتِنَا مُعَـٰجِزِينَ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٞ مِّن رِّجۡزٍ أَلِيمٞ ٥

(İnsanları doğru yoldan uzaklaştırmak gayesiyle) Rasulümüze indirdiğimiz ayetlerimizi (sihir, kehanet, şiir veya uydurma olduğunu ya da başkasından öğrenildiğini ve buna benzer şeyler söyleyerek) hükümsüz kılmak için bütün güçlerini kullananlara gelince; işte onlara, (kıyamet gününde) çok şiddetli ve can yakıcı bir azap vardır.

34:6

وَيَرَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ ٱلۡـحَـقَّ وَيَهۡدِيٓ إِلَـىٰ صِرَٰطِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡـحَمِيدِ ٦

Ey rasulüm! İlim sahipleri (sahabelerden âlimler ve kitap ehlinden iman eden âlimler), Rabbinden sana indirilen bu vahyin hak olduğunu ve (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz ve (ٱلۡـحَـمِيـد) el-Ḥamîd olan Allah’ın yoluna ulaştırdığını apaçık görmektedirler. (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır. (ٱلۡـحَـمِيـد) El-Ḥamîd: Övülmeye en layık olandır.

34:7

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَـفَرُواْ هَلۡ نَدُلُّكُـمۡ عَلَـىٰ رَجُلٖ يُنَبِّئُكُـمۡ إِذَا مُزِّقۡتُمۡ كُـلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّـكُـمۡ لَفِـي خَلۡقٖ جَدِيدٍ ٧

(Dirilişi inkâr eden) Kâfirler ise (rasulümüz ve getirdikleriyle alay ederek birbirlerine) şöyle dediler: “Size, (öldükten sonra) çürüyüp de paramparça olduğunuzda yeni bir yaratılışla diriltileceğinizi söyleyen bir adamı gösterelim mi?!”

34:8

أَفۡتَـرَىٰ عَلَـى ٱللَّهِ كَذِبًا أَم بِهِۦ جِنَّةُۢۗ بَلِ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ فِـي ٱلۡعَذَابِ وَٱلضَّلَـٰلِ ٱلۡبَعِيدِ ٨

Ve şöyle dediler: “Acaba bu adam, (öldükten sonra diriltileceğinizi söyleyerek) Allah hakkında yalan mı uyduruyor yoksa (ne dediğini bilmeyen) kendisine delilik isabet etmiş biri midir?!” Hayır, bu kâfirlerin iddia ettiği gibi değil! Doğrusu dirilişe ve ahiret hesabına iman etmeyen kişiler kıyamet gününde şiddetli bir azaba (cehenneme) gireceklerdir, dünyada ise çok derin bir sapıklık içindedirler.

34:9

أَفَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَـىٰ مَا بَيۡـنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِن نَّـشَأۡ نَـخۡسِفۡ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضَ أَوۡ نُـسۡقِطۡ عَلَيۡهِمۡ كِسَفٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ إِنَّ فِـي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗ لِّكُـلِّ عَبۡدٖ مُّنِيبٖ ٩

(Dirilişe inanmayan) O kâfirler, gökte ve yerde önlerinde ve arkalarında bulunanlara bakmıyorlar mı?! Dilesek onları yerin dibine geçiririz ya da gökten üzerlerine (onları yok edecek) ateşten parçalar indiririz. Muhakkak ki bunda, halis tevbe ile Allah’a itaate yönelen kullar için (Allah’ın her şeye ve kullarını öldükten sonra diriltmeye kadir olduğunu gösteren) bir delil vardır.

34:10

۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ مِنَّا فَضۡلٗاۖ يَـٰجِبَالُ أَوِّبِـي مَعَهُۥ وَٱلطَّيۡـرَۖ وَأَلَنَّا لَهُ ٱلۡـحَدِيدَ ١٠

Ve yemin olsun ki biz, Davud’a katımızdan ikram olarak nebilik ve mülk verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! Davud ile birlikte siz de Allah’ı tesbih edin (O’nu her türlü noksan sıfattan tenzih ederek yüceltin)!” dedik ve onun için demiri yumuşattık (ki demirden dilediği gibi alet edevat yapsın).