EN-NİSÂ SURESİ

Medine’de inmiştir. Ayet sayısı 176, kelime sayısı 3945, harf sayısı 16030’dur.

سُـورَةُ ٱلـنِّـسَاءِ

4:1

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّـكُـمُ ٱلَّذِي خَلَقَـكُـم مِّن نَّفۡسٖ وَٰحِدَةٖ وَخَلَقَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا وَبَثَّ مِنۡهُمَا رِجَالٗا كَثِيـرٗا وَنِسَآءٗۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِي تَـسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلۡأَرۡحَامَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَـانَ عَلَيۡـكُـمۡ رَقِيبٗا ١

Ey insanlar! Rabbinizden korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! O, sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yaratan, ondan eşini (Havva’yı) yaratan ve bu ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getirip dünyanın her yerine yayandır. Adını zikrederek birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarına riayet etmemekten sakının! Muhakkak ki Allah üzerinize gözetleyicidir (yaptığınız her şeyi bilir ve ona göre hesap soracaktır).

4:2

وَءَاتُواْ ٱلۡيَتَـٰمَـىٰٓ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَـتَبَدَّلُواْ ٱلۡـخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِۖ وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَهُمۡ إِلَـىٰٓ أَمۡوَٰلِكُـمۡۚ إِنَّهُۥ كَـانَ حُوبٗا كَبِيرٗا ٢

(Ey yetimlerin vasileri!) Yetimlere (güzel bir şekilde idare edebilecekleri büluğ çağına geldiklerinde) kendi mallarını verin! Sakın size haram olanı (yetimin güzel malını) size helal olanla (kendi kötü malınızla) değiştirmeyin ve yetimlerin malını kendi mallarınıza katarak onu yemeyin! İşte bunu yapmak muhakkak ki büyük bir günahtır.

4:3

وَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تُقۡسِطُواْ فِي ٱلۡيَتَـٰمَـىٰ فَٱنـكِـحُواْ مَا طَابَ لَـكُـم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثۡنَـىٰ وَثُلَـٰثَ وَرُبَٰعَۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تَعۡدِلُواْ فَوَٰحِدَةً أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَـٰنُكُـمۡۚ ذَٰلِكَ أَدۡنَـىٰٓ أَلَّا تَعُولُواْ ٣

Ve (ey yetimlerin vasileri! Eğer yetim kızlarla evlendiğinizde) yetimlere adaletsiz davranmaktan (onlara emsallerine uygun olarak mehirlerini, nafakalarını ve diğer haklarını verememekten) çekinirseniz (onlarla evlenmeyip) hoşunuza giden (helal) kadınlardan (aralarında adaleti gözetmek şartıyla) iki, üç veya dört kadınla evlenebilirsiniz. Eğer bu kadınlar arasında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir kadınla yetinin, ona da adaletsiz davranmaktan korkarsanız sahip olduğunuz cariyelerinizle yetinin (çünkü cariyeler, hür kadınların sahip olduğu haklara sahip değildir). Böyle yapmanız, (adaletsiz davranarak kadınlara) zulmetmekten daha iyidir.

4:4

وَءَاتُواْ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَـٰتِهِنَّ نِـحۡلَةٗۚ فَإِن طِبۡـنَ لَكُـمۡ عَن شَـيۡءٖ مِّنۡهُ نَفۡسٗا فَكُـلُوهُ هَنِيٓـٔٗا مَّرِيٓـٔٗا ٤

(Ey mu’min erkekler! Evlenirken üzerinde anlaştığınız) Mehirlerini kadınlara vermeniz farzdır, onu (hiç eksiltmeden, tam olarak) verin! Eğer kadınlar size kendi rızalarıyla mehirlerinden bir şey verirlerse bu durumda onu helal olarak afiyetle yiyebilirsiniz.

4:5

وَلَا تُؤۡتُواْ ٱلسُّفَهَآءَ أَمۡوَٰلَكُـمُ ٱلَّتِـي جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُـمۡ قِيَـٰمٗا وَٱرۡزُقُوهُمۡ فِيهَا وَٱكۡسُوهُمۡ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلٗا مَّعۡرُوفٗا ٥

(Ey veliler!) Hayatınızı idame ettirmek için Allah’ın gerekli kıldığı malları sefihlere (israf ederek düşüncesizce harcama yapan veya elindeki şeyin kıymetini bilmeyen kıt akıllı kişilere) vermeyin! Fakat o mallardan onları yedirip içirin ve elbiselerini temin edin; onlara (gönül alıcı) güzel sözler de söyleyin.

4:6

وَٱبۡتَلُواْ ٱلۡيَتَـٰمَـىٰ حَتَّـىٰٓ إِذَا بَلَغُواْ ٱلنِّكَـاحَ فَإِنۡ ءَانَسۡتُم مِّنۡهُمۡ رُشۡدٗا فَٱدۡفَعُوٓاْ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَأۡكُلُوهَآ إِسۡرَافٗا وَبِدَارًا أَن يَـكۡـبَـرُواْۚ وَمَن كَـانَ غَنِيّٗا فَلۡيَسۡتَعۡفِفۡۖ وَمَن كَـانَ فَقِيـرٗا فَلۡيَأۡكُلۡ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِذَا دَفَعۡتُمۡ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡ فَأَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَفَـىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبٗا ٦

Ve (ey yetimlerin vasileri) yetimleri, evlenme (büluğ) çağına gelinceye kadar gözetip deneyin! Eğer evlenme (büluğ) çağına erdiklerinde onların akıllı ve olgun bir şekilde mallarını idare edebileceklerini anlarsanız mallarını kendilerine (eksiltmeden) hemen verin! Sakın onların mallarını israf ederek yemeyin ve büyüdüğünde alamasınlar diye mallarını hemen harcayıp tüketmeyin! Ve vasi zengin ise iffetli olsun (yetimin malından hiçbir şey almasın), fakir ise Allah’ın bildirdiği ölçüde ihtiyacı kadar ondan (borç olarak) yesin (ya da emeği kadar alsın). Yetimlere kendi mallarını verdiğinizde ise mallarını verdiğinize dair şahid tutun! Ve bilin ki hesap soran olarak Allah yeter.

4:7

لِّلرِّجَالِ نَصِيبٞ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٞ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِـدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنۡهُ أَوۡ كَثُـرَۚ نَصِيبٗا مَّفۡرُوضٗا ٧

Baba, anne ve (kardeş, amca gibi yakın) akrabaların bıraktığı mirastan erkeklere bir pay vardır; kadınlara da baba, anne ve (kardeş, amca gibi yakın) akrabaların bıraktığı mirastan bir pay vardır. Bırakılan miras az da olsa çok da olsa (her ikisine) şeriatin farz kıldığı bir pay vardır.

4:8

وَإِذَا حَضَرَ ٱلۡقِسۡمَةَ أُوْلُواْ ٱلۡقُرۡبَـىٰ وَٱلۡيَتَـٰمَـىٰ وَٱلۡمَسَـٰكِيـنُ فَٱرۡزُقُوهُم مِّنۡهُ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلٗا مَّعۡرُوفٗا ٨

Ve miras paylaştırılırken (kendilerine mirastan pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve miskinler de hazır bulunurlarsa (paylaştırılmadan önce) onlara da mirastan (müstehap olarak) bir şeyler verin ve onlara güzel (yumuşak) sözler söyleyin!

4:9

وَلۡيَخۡشَ ٱلَّذِينَ لَوۡ تَرَكُواْ مِنۡ خَلۡفِهِمۡ ذُرِّيَّةٗ ضِعَٰفًا خَافُواْ عَلَيۡهِمۡ فَلۡيَتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلۡيَقُولُواْ قَوۡلٗا سَدِيدًا ٩

Ve öldükten sonra arkalarında zayıf (eli ermez, gücü yetmez ve bakıma muhtaç) çocuklar bıraktıklarında onların hâlleri ne olur diye korkup endişe edenler, (diğer Müslümanların yetim çocuklarına da haksızlık yapmaktan) korkup titresinler! Ve Allah’tan korksunlar (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak dursunlar)! (Şeriate uygun) Doğru ve dürüst söz söylesinler (ölmek üzere olan ve geride yetim çocuklar bırakacak olanlara; mirasın tamamını veya çoğunu vasiyet ederek mirasçılarını mahrum etmemelerini, eğer hayır kazanmak istiyorlarsa şeriate uygun miktarda vasiyette bulunmalarını tavsiye etsinler)!

4:10

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ أَمۡوَٰلَ ٱلۡيَتَـٰمَـىٰ ظُلۡمًا إِنَّمَا يَأۡكُلُونَ فِـي بُطُونِهِمۡ نَارٗاۖ وَسَيَصۡلَوۡنَ سَعِيرٗا ١٠

Haksızlıkla yetimlerin malını yiyenler, karınlarını ancak ateşle doldurmuşlardır. Ve onlar (kıyamet gününde) şiddetle yakıcı ateşe gireceklerdir.