وَإِذَا كُنتَ فِيهِمۡ فَأَقَمۡتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلۡتَقُمۡ طَآئِفَةٞ مِّنۡهُم مَّعَكَ وَلۡيَأۡخُذُوٓاْ أَسۡلِحَتَهُمۡۖ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلۡيَكُونُواْ مِن وَرَآئِـكُـمۡ وَلۡـتَأۡتِ طَآئِفَةٌ أُخۡرَىٰ لَمۡ يُصَلُّواْ فَلۡيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلۡـيَـأۡخُـذُواْ حِذۡرَهُمۡ وَأَسۡلِحَـتَـهُمۡۗ وَدَّ ٱلَّذِيـنَ كَـفَرُواْ لَوۡ تَغۡفُلُونَ عَنۡ أَسۡلِحَتِـكُـمۡ وَأَمۡتِعَتِـكُـمۡ فَيَمِيلُونَ عَلَيۡـكُـم مَّيۡلَةٗ وَٰحِدَةٗۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡـكُـمۡ إِن كَـانَ بِـكُـمۡ أَذٗى مِّن مَّطَرٍ أَوۡ كُنتُم مَّرۡضَـىٰٓ أَن تَضَعُوٓاْ أَسۡلِحَتَـكُـمۡۖ وَخُذُواْ حِذۡرَكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡكَـٰفِرِينَ عَذَابٗا مُّهِينٗا ١٠٢
Ve ey rasulüm! (Yeryüzünde yolculuk yapan ve kâfirlerin saldırısından endişe eden) Müslümanlar arasında bulunursan ve onlarla namaz kılmak istersen (Müslümanları iki gruba ayır); bir grup seninle birlikte namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsın, diğer grup ise birinci grup secdeye gittiği zaman (sizi korumak için) arkanızda (kâfirler karşısında) dursun. (Birinci gruptakiler seninle bir rekât kıldıktan sonra sen ayakta beklerken tek başlarına namazlarını tamamlayıp sizi korumak için kâfirlerin karşısında bekleyen ikinci grubun yerine geçsinler.) Sonra daha önce namaz kılmamış olan ikinci gruptakiler seninle birlikte (bir rekât) namaz kılsınlar (ve sen selam verdikten sonra onlar da namazlarını tamamlasınlar), tedbirlerini ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Kâfirler silahlarınızdan ve savaş teçhizatınızdan ğafil olmanızı ve üzerinize ani bir baskın yapıp sizi yok etmeyi arzularlar. Eğer size yağmurdan dolayı bir eziyet gelmişse ya da hasta iseniz silahlarınızı bırakmanızda üzerinize bir günah yoktur. Ve (her zaman kâfirlere karşı) tedbirinizi alın. Muhakkak ki Allah kâfirler için (kıyamet gününde) alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.