لَّـٰكِـنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِي ٱلۡعِلۡمِ مِنۡهُمۡ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَۚ وَٱلۡمُقِيمِيـنَ ٱلصَّلَوٰةَۚ وَٱلۡمُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ أُوْلَٰٓئِكَ سَنُؤۡتِيهِمۡ أَجۡرًا عَظِيمًا ١٦٢
Fakat Yahudilerden (hak olan) ilimde derinleşen, gerçek manada iman eden, sana indirilene (Kur’ân’a) ve senden önce indirilenlere (Tevrât, İncîl ve diğer kitaplara) iman eden, namazı gerektiği şekilde (rükün ve şartlarına riayet ederek) ikame eden, zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) veren, Allah’a (zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birleyip hiçbir şeyi şirk koşmayarak) gerçek manada iman eden ve ahiret gününe (yakinen) iman edenlere gelince; işte ancak bu sıfatlara sahip olanlara (kıyamet gününde) çok büyük mükâfaat vereceğiz.