إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِـيٓ أَنفُسِهِمۡ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمۡۖ قَالُواْ كُنَّا مُسۡتَضۡعَفِيـنَ فِـي ٱلۡأَرۡضِۚ قَالُوٓاْ أَلَمۡ تَـكُـنۡ أَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةٗ فَتُهَاجِرُواْ فِيهَاۚ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَسَآءَتۡ مَصِيـرًا ٩٧
Melekler, (imkânları olduğu hâlde hicret etmedikleri için şirk işlemek zorunda kalarak) nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken “Ne yapıyordunuz (Müslümanların safında mı yoksa müşriklerin safında mı yer aldınız)?” derler. Onlar da “Biz, şirk diyarında âciz ve zayıf kimselerdik (bu sebeple müşriklerin safında yer aldık).” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi? (Şirk diyarında kalıp onlara tâbi olacağınıza) Hicret etseydiniz ya!” derler. İşte onların barınacakları yer cehennemdir. O, ne kötü sondur!