ĞÂFİR (EL-MUʾMİN) SURESİ

Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 85, kelime sayısı 1199, harf sayısı 4960’tır.

سُـورَةُ غَافِـرٍ

40:1

حمٓ ١

Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.)

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

40:2

تَنـزِيلُ ٱلۡكِتَـٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ ٢

Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm (gizli olsun aşikâr olsun yapılan bütün amelleri, söylenen bütün sözleri ve her şeyi bilen; buna göre herkese hesap soracak olan) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).

40:3

غَافِرِ ٱلذَّنۢبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوۡبِ شَدِيدِ ٱلۡعِقَابِ ذِي ٱلطَّوۡلِۖ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَۖ إِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيـرُ ٣

O (Allah); günahı bağışlayan, ihlaslı bir şekilde tevbe edenlerin tevbesini kabul eden, günahından tevbe etmeyenlere cezası şiddetli olan, (iman edip salih amel işleyen) kullarına ikram ve ihsan sahibi olan ve kendisinden başka ibadete layık ilah olmayandır. Bilin ki (kıyamet gününde) dönüş sadece O’nadır (dünyada yaptıklarınızın hesabını soracaktır).

40:4

مَا يُجَٰدِلُ فِـيٓ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ كَـفَرُواْ فَلَا يَغۡرُرۡكَ تَقَلُّبُهُمۡ فِـي ٱلۡبِلَـٰدِ ٤

(Allah’ın birliğini ve rasulünün doğru söylediğini apaçık beyan eden) Allah’ın ayetleri hakkında ancak (hak kendilerine apaçık delillerle geldiği hâlde onu bile bile reddeden, akıl ve kalpleri fesatla dolu) kâfirler tartışır. Ey rasulüm! Onların beldelerde bol nimet içinde rahat hayat sürmeleri seni aldatmasın (bu; onların menfaatine değil, daha çok günah işlemeleri ve böylece azaplarının daha da artması için bir istidracdır).

40:5

كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحٖ وَٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۖ وَهَمَّتۡ كُـلُّ أُمَّةِۭ بِرَسُولِهِمۡ لِيَأۡخُذُوهُۖ وَجَٰدَلُواْ بِٱلۡبَـٰطِلِ لِيُدۡحِضُواْ بِهِ ٱلۡـحَـقَّ فَأَخَذۡتُهُمۡۖ فَكَيۡفَ كَـانَ عِقَابِ ٥

Ey rasulüm! Bil ki (Kurayş müşrikleri, kendilerine hakkı getiren rasulü yalanlayan ilk kavim değildir) onlardan önce Nuh kavmi ve Nuh kavminden sonra başka topluluklar da (Âd, Semûd, Lut, Medyen ve Firavun kavmi gibi) rasullerini yalanlamıştı. Ve bu ümmetlerin her biri rasullerini yakalayıp öldürmek istemiş ve bâtıl şeylerle hakkı yok etmek için cedelleşmişti. Ben de onları, kendilerine azap gelmeyeceğini zannettikleri anda azapla yakaladım. O kâfirlere indirdiğim azabı ibretle düşün, o çok şiddetli bir azap idi.

40:6

وَكَذَٰلِكَ حَقَّتۡ كَـلِمَتُ رَبِّكَ عَلَـى ٱلَّذِينَ كَـفَرُوٓاْ أَنَّهُمۡ أَصۡحَـٰبُ ٱلنَّارِ ٦

Ve ey rasulüm! Rasullerini yalanlayan önceki kâfir kavimler hakkında Rabbinin helak sözü nasıl gerçekleştiyse (rasullerini yalanlayan ve bu hâl üzere ölen) bütün kâfirlerin (ebedî) cehenneme gireceğine dair Rabbinin sözü de hak olacaktır (gerçekleşecektir).

40:7

ٱلَّذِينَ يَـحۡمِلُونَ ٱلۡعَرۡشَ وَمَنۡ حَوۡلَهُۥ يُـسَبِّحُونَ بِـحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَيُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْۖ رَبَّنَا وَسِعۡتَ كُـلَّ شَـيۡءٖ رَّحۡـمَةٗ وَعِلۡمٗا فَٱغۡفِرۡ لِلَّذِينَ تَابُواْ وَٱتَّبَعُواْ سَبِيلَكَ وَقِهِمۡ عَذَابَ ٱلۡـجَـحِـيمِ ٧

Arş’ı taşıyan ve çevresinde bulunan melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler (O’nu mükemmel sıfatlarla övüp yüceltir ve zatına layık olmayan bütün noksan sıfatlardan tenzih ederler) ve O’na iman ederler. Ve gerçek manada iman edenler için mağfiret dileyerek şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin, her şeyi kuşatmıştır. Sana ihlasla tevbe edip dinine tam manasıyla tâbi olanların tevbesini kabul et ve onları cehennem azabından koru!”

40:8

رَبَّنَا وَأَدۡخِلۡهُمۡ جَنَّـٰتِ عَدۡنٍ ٱلَّتِـي وَعَدتَّهُمۡ وَمَن صَلَحَ مِنۡ ءَابَآئِهِمۡ وَأَزۡوَٰجِهِمۡ وَذُرِّيَّـٰتِهِمۡۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡـحَـكِيمُ ٨

Ve melekler devamla şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Gerçek mu’minleri, kendilerine vâdettiğin (ebedî) Adn cennetlerine yerleştir! Ve onlarla beraber babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanları (senin rızan için ve istediğin şekilde amel edenleri) da o cennete yerleştir! Muhakkak ki sen (ٱلۡـعَـزِيـز ) el-ʿAzîz’sin (kendisine asla galip gelinemeyen, her meselede dilediği gibi izzetle hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıransın), (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm’sin (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıransın).”

40:9

وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوۡمَئِذٖ فَقَدۡ رَحِـمۡتَهُۥۚ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ٩

“Bir de onları kötü amellerinin cezalarından koru! Sen ahiret gününde kimi kötü amellerinin cezasından korursan muhakkak ona rahmet etmiş olursun. İşte azaptan korunup cennete girerek rahmete nail olmak, gerçekten de en büyük kazanç ve başarıdır.”

40:10

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَـفَرُواْ يُنَادَوۡنَ لَمَقۡتُ ٱللَّهِ أَكۡبَـرُ مِن مَّقۡتِكُـمۡ أَنفُسَكُـمۡ إِذۡ تُدۡعَوۡنَ إِلَـى ٱلۡإِيمَـٰنِ فَتَكۡـفُرُونَ ١٠

(Hak kendilerine geldiği hâlde bile bile reddedip küfür, şirk ve günahta ısrar eden) İnkârcılara (kıyamet gününde cehenneme girdiklerinde ve kötü amellerinin cezasını görüp de kendilerinden nefret ettiklerinde) şöyle denir: “Bilin ki (dünyada Allah’ın birliğine, rasullerine ve getirdiklerine) imana davet edildiğinizde onu (bile bile) inkâr etmeniz sebebiyle Allah’ın size olan nefreti, sizin cehennemdeki kendinize olan nefretinizden daha şiddetlidir.”