EŞ-ŞÛRÂ SURESİ

Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 53, kelime sayısı 866, harf sayısı 3588’dir.

سُـورَةُ ٱلشُّورَىٰ

42:1 - 2

حمٓ ١ عٓسٓقٓ ٢

Ḥâ, mîm. ʿAyn, sîn, kāf.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.)

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

42:3

كَذَٰلِكَ يُوحِـيٓ إِلَيۡكَ وَإِلَـى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكَ ٱللَّهُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡـحَـكِيمُ ٣

Ey rasulüm! Bu sureyi nasıl Allah vahyetmişse işte sana ve senden önceki bütün nebi ve rasullere de (ٱلۡـعَـزِيز) el-ʿAzîz ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm olan Allah vahyediyor. (ٱلۡـعَـزِيز) El-ʿAzîz: Kendisine asla galip gelinemeyen, her meselede dilediği gibi izzetle hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandırandır. (ٱلۡـحَـكِيـم) El-Ḥakîm: Verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır.

42:4

لَهُۥ مَا فِـي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِـي ٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَلِـيُّ ٱلۡعَظِيمُ ٤

Göklerde ve yerde bulunan her şeyin yegâne sahibi Allah’tır (bundan dolayı ibadet edilmeyi hak eden sadece O’dur, mutlak itaat edilme* ve mutlak hüküm koyma hakkı da* sadece O’na aittir). Ve O; (ٱلۡـعَـلِـيّ) el-ʿAliyy’dir (mertebe, değer ve kudret olarak her şeyden üstündür, her türlü noksan sıfattan münezzeh ve yücedir), (ٱلۡـعَـظِيـم) el-ʿAẓîm’dir (her şeyden yüce ve üstündür).

* Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir.

* Mutlak hüküm verme hakkı: Her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur.

42:5

تَـكَـادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرۡنَ مِن فَوۡقِهِنَّۚ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يُـسَبِّحُونَ بِـحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِمَن فِـي ٱلۡأَرۡضِۗ أَلَآ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٥

Yerlerin üstünde bulunan gökler (muazzam olmasına rağmen) neredeyse yüce Allah’ın azametinden çatlayacaklar. Melekler de devamlı Rablerine hamdederek (mükemmel sıfatlarından dolayı övüp yücelterek) O’nu tesbih ederler (bütün noksan sıfatlardan, mahlukata benzemekten ve zatına layık olmayan şeylerden tenzih ederler) ve yeryüzünde (tevbe ve istiğfarda) bulunanlar için istiğfar ederler. Muhakkak ki Allah (ٱلۡـغَـفُور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), (ٱلرَّحِيـم) er-Raḥîm’dir (ihlasla tevbe eden kullarına merhamet ederek onlara işlediği günahlardan dolayı azap etmeyendir).

42:6

وَٱلَّذِينَ ٱتَّـخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيۡهِمۡ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِوَكِيلٖ ٦

Ve Allah’tan başkalarına ibadet ederek onları veli edinen müşriklere gelince; Allah onları gözetlemektedir (hak ettikleri karşılığı vermek için amellerini yazmaktadır). Ve ey rasulüm! Sen onlara vekil (amellerini yazıp hesap sormakla görevli) değilsin (onların amellerinden sorulmazsın, sen ancak Allah tarafından gönderilmiş bir tebliğcisin).

42:7

وَكَذَٰلِكَ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ قُرۡءَانًا عَرَبِيّٗا لِّتُنذِرَ أُمَّ ٱلۡقُرَىٰ وَمَنۡ حَوۡلَهَا وَتُنذِرَ يَوۡمَ ٱلۡـجَـمۡعِ لَا رَيۡبَ فِيهِۚ فَرِيقٞ فِـي ٱلۡـجَـنَّةِ وَفَرِيقٞ فِـي ٱلسَّعِيـرِ ٧

Ey rasulüm! Senden önceki rasullere vahyettiğimiz gibi sana da Arapça olarak Kur’ân’ı vahyettik ki Ummu’l-Kura (Mekke) ile çevresinde bulunanları (ve sonra bütün insanları, tevhide tâbi olmadıklarında cehennem azabıyla) uyarasın. Ve bütün insanları hesap için toplanacakları kıyamet günü ile de uyarasın. O günün geleceğinde hiç kimsenin şüphesi olmasın. İşte o gün insanlar iki grup olur; bir kısmı (gerçek manada iman edip salih amel işleyenler) cennete girecektir, diğer kısmı (bile bile hakkı reddedenler) ise cehenneme girecektir.

42:8

وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَـجَعَلَهُمۡ أُمَّةٗ وَٰحِدَةٗ وَلَـٰكِـن يُدۡخِلُ مَن يَـشَآءُ فِـي رَحۡـمَتِهِۦۚ وَٱلظَّـٰلِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِـيّٖ وَلَا نَصِيـرٍ ٨

Ve biliniz ki Allah dileseydi bütün insanları (tevhid dini üzerinde) bir tek ümmet yapardı. Fakat (bunu dilemedi) O, (hikmeti gereği) dilediği kimseyi (İslam dinine muvaffak kılarak) rahmetine (cennete) sokar. Zalimlere (küfür, şirk ve günah işleyerek nefsine zulmedenlere) gelince; onlar için (Allah’ın azabını önleyecek) ne bir veli ne de bir yardımcı vardır.

42:9

أَمِ ٱتَّـخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَۖ فَٱللَّهُ هُوَ ٱلۡوَلِـيُّ وَهُوَ يُـحۡـيِ ٱلۡمَوۡتَـىٰ وَهُوَ عَلَـىٰ كُـلِّ شَـيۡءٖ قَدِيرٞ ٩

Müşrikler, Allah’tan başkalarına ibadet ederek onları veli edindiler, öyle mi?! Hâlbuki gerçek veli Allah’tır (çünkü O dilemedikçe kimse kimseye zarar da fayda da veremez). Ve O, ölüleri (ahiret gününde hesap için) diriltecektir. Ve O her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).

42:10

وَمَا ٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِيهِ مِن شَـيۡءٖ فَحُكۡمُهُۥٓ إِلَـى ٱللَّهِۚ ذَٰلِكُـمُ ٱللَّهُ رَبِّـي عَلَيۡهِ تَوَكَّـلۡتُ وَإِلَيۡهِ أُنِيبُ ١٠

Ve ey rasulüm! Onlara şöyle de: “Ey insanlar! İhtilafa düştüğünüz her meselede hüküm verecek olan sadece Allah’tır (bu sebeple hayatınızın her yönünde sadece O’nun hükümlerine uyun, asla O’nun hükümlerine zıt bir hükme uymayın)! İşte bu, rabbim olan Allah’ın hükmüdür. Ben, her meselede sadece O’na tevekkül ederim ve tevbede sadece O’na yönelirim. (Müslüman olmak için sizin de böyle yapmanız gerekir.)