EZ-ZUḪRUF SURESİ

45. ayet hariç, Mekke’de inmiştir. 45. ayet ise İsrâ gecesinde Beyt-i Makdis’te inmiştir. Ayet sayısı 89, kelime sayısı 833, harf sayısı 3400’dür.

سُـورَةُ ٱلزُّخۡـرُفِ

43:1

حمٓ ١

Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.)

* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.

43:2

وَٱلۡكِتَـٰبِ ٱلۡمُبِيـنِ ٢

(Kendisinde hiçbir kapalılık ve tezat bulunmayan) Hak ile bâtılı apaçık beyan eden bu kitaba (Kur’ân’a) yemin olsun!

43:3

إِنَّا جَعَلۡنَـٰهُ قُرۡءَٰنًا عَرَبِيّٗا لَّعَلَّـكُـمۡ تَعۡقِلُونَ ٣

Muhakkak ki biz Kur’ân’ı Arapça olarak indirdik. (Ey Arapçayı bilenler!) Olur ki onu tam manasıyla akledersiniz (Kur’ân’ın Allah’tan gelen bir hak olduğunu anlarsınız).

43:4

وَإِنَّهُۥ فِـيٓ أُمِّ ٱلۡكِتَـٰبِ لَدَيۡنَا لَعَلِـيٌّ حَكِيمٌ ٤

Ve muhakkak ki bu Kur’ân; kitabın anasında (Levhi’l Mahfuz’da) bulunan, katımızda çok yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.

43:5

أَفَنَضۡـرِبُ عَنكُـمُ ٱلذِّكۡرَ صَفۡحًا أَن كُنتُمۡ قَوۡمٗا مُّسۡرِفِيـنَ ٥

Ey müşrikler! Siz, şirk ve günah işlemekte çok ileri giden bir kavimsiniz diye zikri (Kur’ân’ı) size indirmekten vaz mı geçelim?! (Hayır! Rahmetimiz ve hikmetimiz bunun aksini gerektirmektedir.)

43:6

وَكَمۡ أَرۡسَلۡنَا مِن نَّبِـيّٖ فِـي ٱلۡأَوَّلِيـنَ ٦

Geçmiş ümmetlere de (hakkı apaçık beyan eden) nice nebiler gönderdik.

43:7

وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن نَّبِـيٍّ إِلَّا كَـانُواْ بِهِۦ يَـسۡتَهۡزِءُونَ ٧

Ve onlar (geçmiş ümmetler), kendilerine gelen her nebiyi mutlaka alaya alırlardı.

43:8

فَأَهۡلَكۡنَآ أَشَدَّ مِنۡهُم بَطۡشٗا وَمَضَـىٰ مَثَلُ ٱلۡأَوَّلِيـنَ ٨

Bu müşrikler bilsinler ki biz, kuvvet ve sayı bakımından kendilerinden daha üstün olan müşrik kavimleri de (rasullerimize karşı geldiklerinde) azabımızla yakalayıp helak ettik. Ve onların örnekleri Kur’ân’da geçti.

43:9

وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡعَلِيمُ ٩

Ve ey rasulüm! Seni yalanlayan o müşriklere, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan muhakkak ki sana, “Onları, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, azabı şiddetli olan ve dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm (gizli olsun açık olsun, büyük olsun küçük olsun her şeyi en ince ayrıntısıyla bilen) Allah yarattı.” derler.

43:10

ٱلَّذِي جَعَلَ لَـكُـمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدٗا وَجَعَلَ لَـكُـمۡ فِيهَا سُبُلٗا لَّعَلَّـكُـمۡ تَهۡتَدُونَ ١٠

O, yeri sizin için rahat yaşayabileceğiniz şekilde yaratan ve gideceğiniz yere ulaşabilesiniz diye orada yollar var edendir.