14. ayet hariç, Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 37, kelime sayısı 488, harf sayısı 2191’dir.
سُـورَةُ ٱلۡـجَاثِـيَـةِ
45:1
حمٓ ١
Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.)
* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.
Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıran) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).
Muhakkak ki göklerde ve yerde, mu’minler için (Allah’ın birliğine, muazzam kudretine ve mükemmel hikmetine delalet eden) açık deliller vardır (çünkü bu delillerden ancak onlar ibret alır).
Sizin yaratılışınızda ve yeryüzünde yürüyen çeşit çeşit canlıların (yaratılıp) değişik yerlere yayılmasında da bunları yaratanın sadece Allah olduğuna kesin inananlar için (O’nun birliğine, mükemmel hikmetine ve muazzam kudretine delalet eden) deliller vardır.
Ve gecenin ardından gündüzün, gündüzün ardından gecenin gelmesinde ve bunun düzenli olarak devam etmesinde, Allah’ın gökten rızık olarak indirdiği suda (yağmurda), ölümünden (kupkuru olduktan) sonra onunla yeryüzünü bitkiler bitirerek canlandırmasında ve rüzgârları (emrine boyun eğdirerek) değişik şekillerde ve değişik yönlerden estirmesinde aklını kullananlar için (bunları yoktan var edenin tek ilah olduğunu, muazzam kudrete sahip olduğunu ve sadece O’na ibadet edilmesi gerektiğini ispatlayan) apaçık deliller vardır.
Ey rasulüm! İşte bu sayılanlar, Allah’ın (birliğine, mükemmel hikmetine, muazzam kudretine ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiğine delalet eden) ayetleridir. Onları sana hakla (gerçekleri tam manasıyla bildirerek) okuyoruz. Allah’ın indirdiği kitaba ve rasulüne verdiği mucizelere iman etmezlerse bundan sonra artık hak olan hangi şeye inanacaklar?!
45:7
وَيۡلٞ لِّـكُـلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٖ ٧
Çok yalancı ve çok günahkâr olan bütün kâfirlerin vay hâline (hepsi cehenneme girecek ve şiddetli azaba uğrayacaktır)!
O çok yalancı ve günahkâr kâfir, Allah’ın ayetleri kendisine okunduğunda onları duyar da sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi küfür, şirk ve günahında ısrar eder. Ey rasulüm! Onu çok acıklı bir azapla müjdele!
Ve çok yalancı, günahkâr olan bu kâfir, Kur’ân’daki ayetlerimizden bir şey duyup öğrense onu alaya alır. İşte bu sıfata sahip kimseler için (ahirette) zelil edici azap vardır.
Bilinmelidir ki çok yalancı ve günahkâr olan kâfirlerin önlerinde (ahiret gününde) cehennem vardır ve ne dünyada kazandıkları malları ne de Allah’tan başka edindikleri dostları onlara fayda verecektir (Allah’ın azabını onlardan engelleyemeyecektir). Ve (kıyamet gününde) onlar için çok büyük bir azap vardır.