Mekke’de inmiştir. Bazı âlimlere göre 38. ayet hariç, Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 45, kelime sayısı 375, harf sayısı 1474’tür.
سُـورَةُ قٓ
50:1
قٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡمَجِيدِ ١
Kāf.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) Mecîd olan (çok bereketler ve hayırlar ihtiva eden) bu Kur’ân’a yemin olsun!
* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.
Ey rasulüm! (Müşriklerin seni reddetmelerinin sebebi, yalan söylediğine inanmaları değildir, bilakis senin hiç yalan söylemediğini biliyorlar.) Onları şaşırtıp şüpheye düşüren şey, onlara (meleklerden değil de) kendi cinslerinden (insanlardan) bir uyarıcının (öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceklerini bildiren bir rasulün) gelmesidir. Bu sebeple (seni ve getirdiklerini yalanlayan) o kâfirler şöyle derler: “Bize, Allah tarafından beşer olan bir rasulün gelmesi, hayret edilecek garip bir şeydir (inanmayız).”
“Biz ölüp de (vücutlarımız çürüyüp) toprak olduktan sonra (hesaba çekilmek için kabirlerimizden çıkarılıp) diriltilecek miyiz?! Bu dönüşün vuku bulması imkânsızdır.”
Yemin olsun ki biz, öldükten sonra yerin onların vücutlarından ne eksilttiğini biliriz (hiçbir şey bizden gizli değildir). Ve bizim katımızda (dünyada iken de öldükten sonra da onlar hakkında takdir ettiğimiz) her şeyi ihtiva eden bir kitap (Levhi’l Mahfuz) vardır.
Doğrusu o müşrikler, kendilerine gelen hakkı (Kur’ân’ı) yalanladılar. Şimdi onlar, şaşırmış bir hâldedirler (Kur’ân hakkında sabit bir görüş üzerinde olamıyorlar).
(Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan) O kâfirler, üzerlerindeki göğe ibretle bakıp düşünmediler mi; onu nasıl inşa ettik, (yıldızlarla) süsledik, hiçbir arıza ve çatlak olmayacak şekilde mükemmel kıldık?! (İşte, göğü bu şekilde mükemmel olarak yaratan yüce zat, elbette ölüleri diriltmekten aciz değildir.)
Ve (hiç düşünmezler mi) yeryüzünü de (insanlar rahat yaşayıp hareket etsin diye) nasıl yaydık, (sarsılmasın diye) oraya (kökü derinde sabit olan) sağlam dağlar yerleştirdik ve orada hoşa giden, gönlü açan güzel görünüşlü her bitkiden (dişi ve erkek olarak) çiftler bitirdik?!
50:8
تَبۡصِرَةٗ وَذِكۡرَىٰ لِكُـلِّ عَبۡدٖ مُّنِيبٖ ٨
Bütün bunları, Rabbine (ihlasla itaate) yönelen kullar için (mükemmel kudretimizi görsünler diye) gönül gözünü açan deliller ve ibret verici öğütler olarak yarattık.
Ve gökten bereketli (çok faydalı ve hayırlı) bir su indirip onunla (ürün dolu) bahçeler meydana getirdik ve hasat edilen taneli (buğday ve arpa gibi) bitkiler bitirdik.
50:10
وَٱلنَّخۡلَ بَاسِقَٰتٖ لَّهَا طَلۡعٞ نَّضِيدٞ ١٠
Bu su ile üzerinde birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan boyları uzun hurma ağaçları da bitirdik.