EL-ḤADÎD SURESİ

Medine’de inmiştir. Bazı âlimler Mekke’de indiğini söylemiştir. Ayet sayısı 29, kelime sayısı 544, harf sayısı 2476’dır.

سُـورَةُ ٱلۡـحَـدِيـدِ

57:1

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِـي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡـحَكِيمُ ١

Bilin ki göklerde ve yerde bulunanlar, Allah’ı tesbih etmektedir (bütün noksan sıfatlardan tenzih ederek yüceltmektedir). Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır).

57:2

لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُـحۡـيِۦ وَيُمِيتُۖ وَهُوَ عَلَـىٰ كُـلِّ شَـيۡءٖ قَدِيرٌ ٢

Bilin ki göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’a aittir. Yaşatan da öldüren de O’dur. Ve O her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).

57:3

هُوَ ٱلۡأَوَّلُ وَٱلۡأٓخِرُ وَٱلظَّـٰهِرُ وَٱلۡبَاطِنُۖ وَهُوَ بِـكُـلِّ شَـيۡءٍ عَلِيمٌ ٣

O; (ٱلۡأَوَّل) el-Evvel’dir (mahlukat yok iken var olan ve varlığının başlangıcı olmayandır), (ٱلۡأٓخِـر) el-Âḫir’dir (devamlı var olan ve hiç yok olmayacak olandır), (ٱلـظَّاهِـر) eẓ-Ẓāhir’dir (fiilleriyle varlığı belli olan, varlığını ispat eden sayısız deliller bulunan, kudretiyle her şeyden üstün olan ve hiçbir şeyden âciz olmayandır) ve (ٱلۡـبَاطِـن) el-Bâtın’dır (zatının, sıfatlarının ve fiillerinin mahiyeti mahlukatın aklında idrak ve hayalinde tasavvur edilemeyendir). Ve O, (varlığı vacip, imkânsız ve mümkün olan) her şeyi en ince teferruatıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır.

57:4

هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِـي سِتَّةِ أَيَّامٖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَـى ٱلۡعَرۡشِۖ يَعۡلَمُ مَا يَلِجُ فِـي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا يَـخۡرُجُ مِنۡهَا وَمَا يَنـزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعۡرُجُ فِيهَاۖ وَهُوَ مَعَكُـمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيـرٞ ٤

O, gökleri ve yeri (bir göz kırpmasından daha kısa zamanda yaratma kudreti olmasına rağmen) altı günde yarattı. Sonra Arş’a istiva etti.* O, yere gireni (yağmur, tohum ve başka şeyleri) ve yerden çıkanı (bitki, maden ve başka şeyleri), gökten ineni (yağmur, rızık, melekler ve başka şeyleri) ve göğe çıkanı (melekler, kulların ruhları, salih amellerin sevabı ve başka şeyleri) bilir. Ve nerede olursanız olun O, (ilmi ve yardımıyla) sizinle beraberdir. Ve biliniz ki Allah, yaptığınız her şeyi (gizlisiyle açığıyla en ince ayrıntısına kadar) görendir (herkese yaptığı amelin karşılığını mutlaka verecektir).

* Sahabelerin istiva hakkındaki inancı; “ثُـمَّ ٱسۡـتَـوَىٰ عَـلَـى ٱلۡـعَـرۡشِ” sözü Kur’ân’da geçtiği için böyle ayetleri okumak ve Allahu Teâlâ’nın Arş’a istiva ettiğine inanmaktı. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivası, aklın idrak edebileceği bir şey değildir. Onun keyfiyeti hakkında soru sormak bidattir; çünkü keyfiyet Allahu Teâlâ’dan kaldırılmıştır. Keyfiyet, sadece mahluka ait olan bir vasıf olduğu için Allahu Teâlâ hakkında keyfiyet düşünen kişi, Allahu Teâlâ’yı cisim olarak tasavvur etmiş olur. Bu ayetten asla Arş’ın Allahu Teâlâ’nın yeri olduğu anlaşılmaz. Çünkü Allahu Teâlâ, yer ve mekândan münezzehtir. Allahu Teâlâ’ya mekân isnat eden kişi, O’nu cisme benzetmiş olduğu için Müslüman değildir. İşte bu, sahabe ve selefi salihinin görüşüdür. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasını, Arş’a yaptığı bir fiil olarak kabul etmek de caiz olan bir görüştür. İstivayı Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olarak kabul etmek ise Allahu Teâlâ’nın Arş’ı yaratmadan önce böyle bir sıfata sahip olmadığı anlamına gelir. Çünkü Arş, mahluk olan bir varlıktır yani daha önce yokken sonradan var olmuştur. Bu durumda istiva sıfatı, Arş yaratıldıktan sonra olmuş manasına gelir. Fakat “İstiva sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır, Arş yaratılmadan önce de vardı.” demek, kuvvetli bir görüş olmamasına rağmen küfür olmaz. Şu bilinmelidir ki Allahu Teâlâ’nın sıfatları kdîm (قَدِيم) ve ebedidir; asla artmaz, eksilmez ve değişmez. Dolayısıyla bu konuda doğru olan, istiva Kur’ân’da geçtiği için ya zahiri manasını vermeyip okuyup geçmek ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmek ya da Allahu Teâlâ’nın Arş’a bir fiil yapması olarak tevil etmektir. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasına, “Allah’ın zatına layık bir istivadır.” diye mana vermekte de bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan; Allahu Teâlâ’nın istivasını, yükselmek ve karar kılmak manasında anlamaktır. Allahu Teâlâ hakkında böyle manalar düşünmek apaçık küfürdür. Allahu Teâlâ’nın istivasına bu gibi manalar verildiğinde Allahu Teâlâ’ya layık olmayan şeyler nispet edilmiş olur. Çünkü: 1. Allahu Teâlâ için yükseldi sözü mesafe ve yer manasında kullanılırsa daha önce aşağıda idi, sonra yükselmek için harekete geçti anlamına gelir. Oysa Allahu Teâlâ yerden, zamandan, değişmekten, hareketten ve bir şeyin üzerine karar kılmaktan münezzehtir. Bunların hepsi mahlukun sıfatıdır ve Allah’a layık olmayan şeylerdir. 2. Allahu Teâlâ Arş’a sonradan karar kıldı manasına gelir. Bu ise Allahu Teâlâ’da yer değişimi veya hâl değişimi olduğu anlamına gelir. Bu da Allahu Teâlâ’ya layık değildir.

57:5

لَّهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَإِلَـى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ٥

Biliniz ki göklerin ve yerin mülkü sadece O’na aittir (öyleyse yalnız O’na ibadet edin) ve her şey Allah’a dönecektir (O, hiç kimseye zulmetmeden herkes hakkında adaletle hüküm verecektir).

57:6

يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِـي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِـي ٱلَّيۡلِۚ وَهُوَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ٦

O; geceyi (kısaltıp) gündüze katar, gündüzü de (kısaltıp) geceye katar. Ve muhakkak ki O, kulların kalbinden geçenleri en ince teferruatına kadar bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir).

57:7

ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُواْ مِمَّا جَعَلَكُـم مُّسۡتَخۡلَفِيـنَ فِيهِۖ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُـمۡ وَأَنفَقُواْ لَهُمۡ أَجۡرٞ كَبِيـرٞ ٧

Ey insanlar! Allah’a ve rasulüne gerçek manada iman edin ve Allah’ın sizi üzerine tasarrufta yetkili kıldığı şeylerden (O’nun yolunda ve rızası için) infak edin! Ve biliniz ki sizden gerçek manada (Allah’a, rasulüne ve onun getirdiklerine) iman edip (Allah yolunda) infak edenler için Allah katından bir ikram olarak büyük mükâfaat (cennet) vardır.

57:8

وَمَا لَكُـمۡ لَا تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلرَّسُولُ يَدۡعُوكُمۡ لِتُؤۡمِنُواْ بِرَبِّـكُـمۡ وَقَدۡ أَخَذَ مِيثَـٰقَكُـمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِيـنَ ٨

Ey müşrikler! Rasul sizi, Rabbinize iman etmeye davet ettiği hâlde niçin Allah’a iman edip O’nu birlemiyorsunuz?! Hâlbuki Rabbiniz, (sizi babanız Âdem’in sırtından çıkarmış ve sadece kendisine ibadet edip birlemeniz için) sizden söz almıştı. Eğer hakka inanmak ve sözünüzde durmak istiyorsanız rasulünüzün davet ettiği şeye iman edin!

57:9

هُوَ ٱلَّذِي يُنَـزِّلُ عَلَـىٰ عَبۡدِهِۦٓ ءَايَـٰتِۭ بَيِّنَـٰتٖ لِّيُخۡرِجَكُـم مِّنَ ٱلظُّلُمَـٰتِ إِلَـى ٱلنُّورِۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِـكُـمۡ لَرَءُوفٞ رَّحِيمٞ ٩

Sizi küfrün karanlıklarından imanın nuruna çıkarmak için kuluna (Muhammed’e) apaçık ayetler indiren O’dur. Ve muhakkak ki Allah size (رَءُوف) Raûf’tur (kullarının iyiliğini gözeten, faydalanacakları nimetler veren, iyi işlerinde onlara yardım edip kolaylaştıran, kullarına lütufta bulunup doğru yola irşad edici ve mu’minleri cennetle müjdeleyici rasuller gönderendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).

57:10

وَمَا لَكُـمۡ أَلَّا تُنفِقُواْ فِـي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ لَا يَـسۡتَوِي مِنكُـم مَّنۡ أَنفَقَ مِن قَبۡلِ ٱلۡفَتۡحِ وَقَـٰتَلَۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَعۡظَمُ دَرَجَةٗ مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُواْ مِنۢ بَعۡدُ وَقَـٰتَلُواْۚ وَكُـلّٗا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡـحُسۡنَـىٰۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيـرٞ ١٠

Size ne oluyor ki Allah’ın yolunda (ve O’nun rızası için) harcamıyorsunuz?! Hâlbuki göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’a aittir. Ey gerçek manada iman edenler! Mekke’nin fethinden önce sizden (Allah’ın yolunda ve O’nun rızası için) infak edip (İslam’ın muzaffer olması için) kâfirlere karşı savaşanlar, elbette Mekke’nin fethinden sonra infak edip kâfirlere karşı savaşanlarla eşit değildir. İşte onlar, (Allah katında) fetihten sonra infak edip savaşanlardan derece olarak daha üstündürler. Bununla birlikte Allah hepsine mükâfaat olarak husnayı (cenneti) vâdetmiştir. Ve Allah, işlediğiniz her şeyden haberdardır (hiçbir şey O’na gizli değildir ve kıyamet gününde buna göre hesap soracaktır).