Bilin ki göklerde ve yerde bulunanlar, Allah’ı tesbih etmektedir (bütün noksan sıfatlardan tenzih ederek yüceltmektedir). Ve O; (ٱلۡـعَزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır).
O (Allah), kitap ehlinden inkâr edenleri (Nadîroğlu Yahudilerini Medine’den Şam’a) ilk sürgünde yurtlarından çıkarandır. Ey iman edenler! Onların (varlıklı olmalarından ve muhkem kalelerinden dolayı) yurtlarından çıkacaklarını zannetmemiştiniz. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah’ın cezasından koruyacağını zannediyorlardı. Fakat Allah’ın cezası onlara hiç beklemedikleri yerden geliverdi. Ve Allah, onların kalplerine şiddetli korku düşürdü. Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle hem de mu’minlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri, (bu kimselerin küfürleri ve hıyanetleri sebebiyle uğratıldıkları cezadan) ibret alın (onlar gibi olmayın, yoksa onların başına gelen ceza sizin de başınıza gelir)!
Eğer Allah onlar hakkında yurtlarından sürgün cezasını yazmış olmasaydı muhakkak dünyada onları (öldürme ve esir alma gibi) değişik şekillerde cezalandırırdı. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır.
İşte o kâfirlere (dünyada) verilen bu ceza (sürgün edilmeleri), onların Allah’ın ve rasulünün emirlerine itaat etmeyip karşı gelmelerindendir. Kim Allah’ın ve rasulünün emirlerine karşı gelip yasaklarını ihlal ederse bilsin ki Allah, (dünyada ve ahirette) cezalandırması çok şiddetli olandır.
Ey iman edenler! (Nadîroğlu Yahudilerini kuşatma altına aldığınızda) Hurma ağaçlarından herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah’ın izniyledir. Ve bu, fasıkları (O’nun yolundan sapanları) cezalandırıp rezil etmek içindir.
Ey iman edenler! Allah’ın, onlardan (Nadîroğullarının mallarından) rasulüne (ve size) fey* olarak verdiği mallar için at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, rasullerini dilediği kimselere musallat edip üstün kılar (Allah, rasulünü Nadîroğullarına musallat etti ve o da onların yurtlarını savaşsız fethetti). Ve muhakkak ki Allah her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz, siz olmadan da dinini ve rasulünü muzaffer kılmaya kadirdir).
* Fey; kâfirlerden savaşsız elde edilen mallardır.
Allah’ın, (kâfir) beldelerin ahalisinden (savaşılmaksızın) rasulüne bir nimet olarak kazandırdığı fey malları; Allah’a, rasulüne, onun akrabalarına (Beni Hâşim ve Beni Abdilmuttalib’e), yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah’ın böyle hüküm vermesi; o malların, sadece içinizden (Müslüman) zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmemesi içindir. Ey gerçek manada iman edenler! Rasul (Muhammed) size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa (vermediyse) ondan uzak durun (onu istemeyin) ve Allah’tan korkun (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Muhakkak ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir (ondan sakının).
Allah’ın verdiği ganimetlerin bir kısmı; yurtlarından çıkarılıp malları zorla bıraktırılan, Allah’tan (dünyada helal) rızık ve (ahirette) O’nun rızasını arzulayan, (Allah yolunda cihad ederek) Allah’ın dinini ve rasulünü muzaffer kılmak için yardım eden fakir muhacirler içindir. İşte bu sıfatlara sahip olanlar, gerçek manada ihlasla iman etmiş olanlardır.
Muhacirler gelmeden önce Medine’ye yerleşmiş olan ve isteyerek (Allah’a ve rasulüne) imanı seçenler de kendilerine hicret edenleri severler ve onlara (ganimet veya feyden) verilen paydan dolayı kalplerinde hiçbir kızgınlık ve haset hissetmezler. Kendi ihtiyaçları olsa bile, hicret eden mu’min kardeşlerini nefislerine tercih ederler. Biliniz ki kim nefsinin tamahkârlığından (mal sevgisinden) korunup da malından Allah yolunda harcarsa işte onlar kazananlardan (ahiret gününde arzuladıkları şeyleri elde edenlerden) olacaklardır.
(Gerçek manada iman edip canları ve mallarıyla cihad eden) Muhacir ve ensarın ardından (kıyamete kadar ihlasla onların yoluna tâbi olarak) gelenler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bize ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimize mağfiret et (günahlarımızı örtüp bizi bağışla)! Kalplerimize, gerçek manada iman edenlere karşı herhangi bir kin ve buğuz yerleştirme! Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen (رَءُوف) Raûf’sun (kullarına karşı çok merhametlisin; doğru yolu bulup cehennem yoluna sapmamaları için onlara müjdeleyici ve uyarıcı rasuller gönderensin), (رَحِيـم) Raḥîm’sin (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edensin).”