يَـٰمَعۡشَـرَ ٱلۡـجِـنِّ وَٱلۡإِنـسِ أَلَمۡ يَأۡتِـكُـمۡ رُسُلٞ مِّنكُـمۡ يَقُصُّونَ عَلَيۡـكُـمۡ ءَايَـٰتِـي وَيُنذِرُونَـكُـمۡ لِقَآءَ يَوۡمِكُـمۡ هَـٰذَاۚ قَـالُواْ شَهِدۡنَا عَلَـىٰٓ أَنفُسِنَاۖ وَغَرَّتۡهُمُ ٱلۡـحَـيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَشَهِدُواْ عَلَـىٰٓ أَنفُسِهِمۡ أَنَّهُمۡ كَـانُواْ كَـٰفِرِينَ ١٣٠
(Allah, şirk koşan cin ve insanlara ahiret gününde şöyle soracak) “Ey müşrik cin ve insan topluluğu! Size kendi içinizden, ayetlerimi okuyan (Allah’ın tevhidini, O’na ibadetin nasıl olacağını, şirki mutlaka terk etmek gerektiğini bildiren) ve sizi işte bu güne kavuşup hesaba çekilmekten korkutan rasuller gelmedi mi?” Onlar da şöyle cevap verecekler: “Evet! Bize rasuller geldi, bu konuda kendi aleyhimize şahidiz.” Bilin ki (geçici) dünya hayatı (dünya metaı, süsleri, makam ve mevkileri) onları aldattı (Allah’ın emirlerine boyun eğmekten engelledi). Böylece (dünyada iken) kâfir olduklarına (bile bile Allah’ın tevhidini, rasullerini ve ayetlerini reddettiklerine) dair kendi aleyhlerine şahidlik ettiler.