Ey rasulüm! Münafıklar (sana kalben iman etmedikleri hâlde) yanına geldiklerinde “Biz şehadet ederiz ki kesinlikle sen Allah’ın rasulüsün.” derler. Allah, senin rasulü olduğunu bilmektedir. Ve Allah, münafıkların bu iddialarında kesin yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
Münafıklar, (öldürülmemek ve esir alınmamak için iman iddialarında doğru olduklarına dair) yeminlerini kalkan edindiler ve insanları (aralarına şüphe ve korku salarak) Allah’ın yolundan uzaklaştırdılar. Onların yaptıkları gerçekten de ne kötüdür!
Onların bu duruma düşmelerinin sebebi, (kalplerine iman girmediği hâlde sırf canlarını kurtarmak için) zahiren iman etmeleri, sonra (yanlarında kimse olmadığı zaman) küfre girmeleridir. İşte bu küfürlerinden dolayı Allah, onların kalplerini mühürlemiştir (ne oraya iman girer ne de oradan küfür çıkar). Artık (kendilerine anlatılan) tevhidi ve hakkı anlamazlar.
Ey insanoğlu! Onlara (münafıklara) baktığında (zenginlik ve refah içinde yaşamalarından dolayı) dış görünüşlerinden hoşlanırsın ve konuştukları zaman (sözlerindeki belagat ve fasihlikten dolayı) sözlerini dinlemek istersin. Ey rasulüm! Onların (senin meclisinde oturduklarında) yere dikilmiş kütükler gibi olduklarını (anlattıklarından hiçbir şey anlamadıklarını) görürsün. (Sizden korktukları için) Yüksek sesle söylenen her sözü kendi aleyhlerine söylenmiş zannederler. İşte senin asıl (en tehlikeli) düşmanın bunlardır, onlara karşı dikkatli ve tedbirli ol! Allah onlara lanet etsin ve cezalandırsın! Nasıl da (apaçık delilleri gördükleri hâlde gerçek manada iman etmeyip) bâtıl yolları tercih ediyorlar?!
Ve bu münafıklara, “Gelin, Allah’ın rasulü sizin için (Allah’tan) mağfiret dilesin.” denildiğinde bunu önemsemeyerek başlarını çevirirler. Ve ey rasulüm! Sen, onların hakka karşı büyüklenerek ondan uzaklaştıklarını görürsün.
Ey rasulüm! Bil ki münafıklar için bağışlanma dilesen de dilemesen de aynıdır, Allah onları asla bağışlamayacaktır. Muhakkak ki Allah, fasıklar topluluğunu (küfürde, nifakta, Rasul ve mu’minlere düşmanlıkta, onlarla alay etmekte ve hakka karşı kulaklarını tıkamakta ısrar edenleri) hidayete muvaffak kılmaz.
Bu münafıklar, “Rasulullah’ın yanındakilere (Medine’de ve çevresinde bulunan fakirlere), hiçbir şey harcamayın ki onun yanından dağılıp gitsinler.” diyen kimselerdir. Bilsinler ki göklerin ve yerin hazineleri Allah’a aittir (ondan, dilediği kuluna dilediği kadar verir). Fakat münafıklar (rızkın Allah’tan olduğunu ve herkesin rızkının tayin edildiğini) bilmezler.
Münafıklar (onların elebaşısı) şöyle der: “Medine’ye döndüğümüzde (kendisini ve kavmini kastederek) üstün olanlar, (Muhammed’i ve muhacirleri kastederek) zayıf olanları oradan muhakkak çıkaracaktır.” Hâlbuki asıl izzet ve üstünlük sadece Allah’ın, rasulünün ve mu’minlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Sakın mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ın zikrinden (emirlerini yerine getirmekten ve O’nu anmaktan) alıkoymasın! Kim bunu yaparsa işte onlar (hem dünyada hem de ahirette) gerçekten kaybedenlerin ta kendileridir!
Ve ey iman edenler! Ölüm size gelip de “Ey Rabbim! Ölümümü biraz geciktirsen de sadaka versem ve (emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duran) salih kullarından olsam.” demeden önce size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (razı olduğumuz yerlere) harcayın!