ET-TAḤRÎM SURESİ

Medine’de inmiştir. Ayet sayısı 12, kelime sayısı 247, harf sayısı 1160’tır.

سُـورَةُ ٱلتَّـحۡـرِيـمِ

66:1

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِـيُّ لِمَ تُـحَرِّمُ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكَۖ تَبۡتَغِـي مَرۡضَاتَ أَزۡوَٰجِكَۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ١

Ey Nebi! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah’ın senin için mubah kıldığı şeyi niçin kendine yasaklıyorsun?! Bil ki (Rabbin seni bağışlamıştır çünkü) Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (bağışlaması çok olandır), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (çok merhametlidir).

66:2

قَدۡ فَرَضَ ٱللَّهُ لَكُـمۡ تَـحِلَّةَ أَيۡمَـٰنِـكُـمۡۚ وَٱللَّهُ مَوۡلَىٰكُـمۡۖ وَهُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡـحَكِيمُ ٢

Ey iman edenler! Biliniz ki Allah, (gelecek için yaptığınız ve bozmayı daha hayırlı gördüğünüz) yeminlerinizi (kefaretini ödeme şartıyla) bozmayı size meşru kıldı. Ve Allah, (emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durduğunuz müddetçe) sizin mevlanızdır (dostunuz, yardımcınız ve destekleyicinizdir). Ve O; (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm’dir (gizli olsun açık olsun, büyük olsun küçük olsun, her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir), (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).

66:3

وَإِذۡ أَسَرَّ ٱلنَّبِـيُّ إِلَـىٰ بَعۡضِ أَزۡوَٰجِهِۦ حَدِيثٗا فَلَمَّا نَبَّأَتۡ بِهِۦ وَأَظۡهَرَهُ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ عَرَّفَ بَعۡضَهُۥ وَأَعۡرَضَ عَنۢ بَعۡضٖۖ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِۦ قَالَتۡ مَنۡ أَنۢبَأَكَ هَـٰذَاۖ قَالَ نَبَّأَنِـيَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡـخَبِيـرُ ٣

Hani Nebi (Muhammed) zevcelerinden birine gizlice bir şey anlatmış ve o zevcesi de bu haberi başkasına ifşa etmişti. Allah bu durumu nebisine bildirince Nebi de o zevcesine, başkasına ifşa ettiği haberin bir kısmını bildirdi, bir kısmını bildirmedi. Nebi ona, ifşa ettiği haberin bir kısmını bildirince zevcesi şöyle sordu: “Bunu ifşa ettiğimi sana kim haber verdi?” Nebi de ona şöyle cevap verdi: “(ٱلۡـعَـلِيـم) El-ʿAlîm ve (ٱلۡـخَـبِيـر) el-Ḫabîr olan haber verdi.” (ٱلۡـعَـلِيـم) El-ʿAlîm: Gizli olsun açık olsun, büyük olsun küçük olsun her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir. (ٱلۡـخَـبِيـر) El-Ḫabîr: Kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır.

66:4

إِن تَتُوبَآ إِلَـى ٱللَّهِ فَقَدۡ صَغَتۡ قُلُوبُـكُمَاۖ وَإِن تَظَـٰهَرَا عَلَيۡهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ مَوۡلَىٰهُ وَجِبۡـرِيلُ وَصَٰلِحُ ٱلۡمُؤۡمِنِيـنَۖ وَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ بَعۡدَ ذَٰلِكَ ظَهِيـرٌ ٤

(Ey rasulümüzün verdiği habere sevinip sırrını ifşa eden ile bu haberden memnun olup dinleyen! Rasulümüzün sevmediği bir şeye meyletmekle ikiniz de günaha girdiniz.) Eğer Allah’a tevbe ederseniz sizin için iyi olur çünkü ikinizin de kalbi sapmıştı. Ve eğer nebimize eziyet etmekte birbirinize destek olursanız bilin ki onun velisi (dostu, yardımcısı ve destekleyicisi) Allah’tır, Cibril’dir ve mu’minlerin salihleridir. Ve Allah ona yardım ettikten sonra melekler de onun destekleyicisi olacaktır.

66:5

عَسَـىٰ رَبُّهُۥٓ إِن طَلَّقَكُـنَّ أَن يُبۡدِلَهُۥٓ أَزۡوَٰجًا خَيۡـرٗا مِّنكُـنَّ مُسۡلِمَـٰتٖ مُّؤۡمِنَـٰتٖ قَـٰنِتَـٰتٖ تَـٰٓئِبَـٰتٍ عَٰبِدَٰتٖ سَـٰٓئِحَـٰتٖ ثَيِّبَـٰتٖ وَأَبۡـكَـارٗا ٥

Ey Nebi’nin zevceleri! Eğer (kıskançlık veya dünya malından dolayı nebimize eziyet ederseniz ve) Nebi (bundan dolayı) sizi boşarsa bilin ki Rabbi, sizin yerinize ona; Allah’ın emrine tam manasıyla teslim olup O’na gerektiği gibi iman eden, Allah’a ve nebisine itaat eden, günahlarından tevbe eden, Rablerine devamlı ibadet eden ve oruç tutan (veya Allah için hicret eden) sizden daha hayırlı dul ve bakire eşler verir.

66:6

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ قُوٓاْ أَنفُسَكُـمۡ وَأَهۡلِيكُـمۡ نَارٗا وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلۡـحِجَارَةُ عَلَيۡهَا مَلَـٰٓئِكَةٌ غِلَاظٞ شِدَادٞ لَّا يَعۡصُونَ ٱللَّهَ مَآ أَمَرَهُمۡ وَيَفۡعَلُونَ مَا يُؤۡمَرُونَ ٦

Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun! O ateşin başında (cehennemliklere karşı) çok acımasız, sert, güçlü, Allah’ın kendilerine emrettiği şeylere asla karşı gelmeyen ve emrolundukları şeyleri hemen yerine getiren meleklerden bekçiler vardır.

66:7

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ كَـفَرُواْ لَا تَعۡتَذِرُواْ ٱلۡيَوۡمَۖ إِنَّمَا تُـجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ٧

Kıyamet gününde kâfirlere şöyle denir: “Ey kâfirler (Allah’ın emirlerine karşı gelip O’nun birliğini, rasulünü ve ona indirdiklerini yalanlayanlar)! Bugün (dünyada işlediğiniz küfür, şirk ve günahlardan dolayı) özür dilemeyin (çünkü mazeretiniz kabul edilmeyecektir)! Muhakkak ki bugün, dünyada işlediğiniz kötü amellerin cezasını çekeceksiniz.”

66:8

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ تُوبُوٓاْ إِلَـى ٱللَّهِ تَوۡبَةٗ نَّصُوحًا عَسَـىٰ رَبُّـكُـمۡ أَن يُـكَـفِّرَ عَنكُـمۡ سَيِّـَٔاتِـكُـمۡ وَيُدۡخِلَكُـمۡ جَنَّٰتٖ تَـجۡرِي مِن تَـحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ يَوۡمَ لَا يُـخۡزِي ٱللَّهُ ٱلنَّبِـيَّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥۖ نُورُهُمۡ يَـسۡعَـىٰ بَيۡـنَ أَيۡدِيهِمۡ وَبِأَيۡمَـٰنِهِمۡ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَتۡمِمۡ لَنَا نُورَنَا وَٱغۡفِرۡ لَنَآۖ إِنَّكَ عَلَـىٰ كُـلِّ شَـيۡءٖ قَدِيرٞ ٨

Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Günahlarınızdan samimi (şartlarına uygun şekilde yapılmış) bir tevbeyle tevbe edin ki Rabbiniz işlediğiniz günahları silip affetsin ve sizi sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere koysun. O gün Allah, Nebi’yi ve onun beraberindeki iman edenleri utandırmaz ve onların nurları (amellerinin nuru, cennete giden yolu aydınlatarak) önlerinden ve sağlarından gider. Onlar (o gün) şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! (Cennete girebilmemiz için) Nurumuzu tamamla ve günahlarımızı bağışla! Muhakkak ki sen her şeye kadirsin (dilediğini yaparsın, hiç kimse seni engelleyemez).”

66:9

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِـيُّ جَـٰهِدِ ٱلۡكُفَّارَ وَٱلۡمُنَـٰفِقِيـنَ وَٱغۡلُظۡ عَلَيۡهِمۡۚ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيـرُ ٩

Ey Nebi! Kâfirlere karşı (kılıçla) ve münafıklara karşı (dil ile ve hadleri ikame etmekle) cihad et ve (senden korksunlar diye) onlara sert davran! Ve bilsinler ki onların barınacağı yer cehennemdir, o ne kötü bir sondur!

66:10

ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلٗا لِّلَّذِينَ كَـفَرُواْ ٱمۡرَأَتَ نُوحٖ وَٱمۡرَأَتَ لُوطٖۖ كَـانَتَا تَـحۡتَ عَبۡدَيۡنِ مِنۡ عِبَادِنَا صَٰلِحَيۡـنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمۡ يُغۡنِيَا عَنۡهُمَا مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـٔٗا وَقِيلَ ٱدۡخُلَا ٱلنَّارَ مَعَ ٱلدَّٰخِلِيـنَ ١٠

Allah; (birliğine, rasulüne ve onun getirdiklerine inanmayan) kâfirlere, (mu’minlerle olan akrabalık ve bunun gibi bağlarının ahiret gününde hiçbir fayda vermeyeceğini beyan etmek için) Nuh’un hanımı ile Lut’un hanımını misal verdi. Bu iki kadın, kullarımızdan iki salih kulumuzun nikâhı altındayken onlara hıyanet etti, böylece rasullerimiz (kocaları olmalarına rağmen ahiret gününde) onlara hiçbir fayda sağlamadı ve onlara, “Cehenneme girenlerle birlikte cehenneme girin!” denildi.