164’ten 171’e kadar olan 8 ayet hariç, Mekke’de inmiştir. Ayet sayısı 206, kelime sayısı 3325, harf sayısı 14310’dur.
سُـورَةُ ٱلۡأَعۡـرَافِ
7:1
الٓمٓصٓ ١
Elif, lâm, mîm, sâd.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.)
* Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir.
Ey rasulüm! Bu kitap (Kur’ân) sana Rabbin tarafından indirilmiştir. O, Allah’ın emirlerine uymayan insanları Allah’ın azabıyla korkutup uyarman ve mu’minlere bir öğüt olması için indirilmiştir. Bundan (Allah’ın emirlerine uymayanları korkutup uyarman sebebiyle başına gelen eziyetlerden) dolayı göğsünde hiçbir sıkıntı olmasın (sabret ve mükâfaatını Allah’tan bekle)!
(Ey insanlar! Rasul vasıtasıyla) Rabbinizden size indirilene (Kur’ân ve sünnete) tâbi olun (hayatınızın her alanını bu iki kaynaktaki hükümlere göre düzenleyin)! Allah’tan başka (insan olsun cin olsun) dostlar edinip de Allah’a rağmen (hüküm yetkisi vererek) onlara tâbi olmayın! (Ey müşrikler!) Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz (eğer öğüt alsaydınız rasulümüze indirilenlere tâbi olur ve ona zıt olan her şeyi terk ederdiniz).
Ve bilin ki (haktan bile bile yüz çevirmeleri sebebiyle) nice beldeleri helak ettik. Onlara geceleyin ya da gündüz öğle vakti ğafil iken azabımız ansızın geldiğinde onu (ne ilahları ne de kendileri) hiçbir şekilde defedemediler.
Haktan bile bile yüz çeviren azgın kavimlere azabımız geldiğinde yaptıkları ilk şey (Allah’a karşı haksızlık ettiklerini itiraf edip) “Muhakkak ki biz zalimler idik (Allah’ın emirlerine karşı gelip küfür ve şirk işleyerek zulmeden kimselerdik).” demek oldu.
Muhakkak ki kendilerine rasul gönderilen kavimlere (rasulüme ve gönderdiğim emirlerime tâbi oldunuz mu diye) soracağız, kavimlere gönderilen rasullere de (emirlerimi kavminize tebliğ ettiniz mi diye) soracağız.
Muhakkak ki herkese (dünyada iken) yaptığı şeyleri kesin bilgiye dayanan delillerle bildireceğiz. Bilin ki biz yaptıklarınızdan habersiz değiliz (kimin ne yaptığını, ne söylediğini ve ne düşündüğünü en ince ayrıntısıyla bilmekteyiz).
Bilin ki ahiret gününde amellerin tartılması haktır ve adaletle olacaktır. Kimin iyilikleri (kötülüklerinden daha) ağır basarsa işte onlar felaha erenlerden (cenneti kazananlardan) olacaktır.
Kimin de (Allah’ı tevhid etmediği, rasullerine ve emirlerine karşı geldiği için) iyilikleri (kötülüklerinden daha) hafif olursa işte onlar ayetlerimizi bile bile inkâr etmeleri sebebiyle nefislerini ziyana uğratanlardan (ahirette kaybedip cehenneme girenlerden) olacaktır.
Ey insanlar! Muhakkak ki sizi dilediğiniz şekilde hareket edebilmeniz için yeryüzüne yerleştirdik ve orada yaşamanız için ihtiyacınız olan her şeyi size verdik. Buna rağmen Allah’a çok az şükrediyorsunuz (şükür olarak sadece Allah’a ibadet etmeniz gerekirken Allah’tan başkalarına ibadet ederek O’na şirk koşuyorsunuz).