تِلۡكَ ٱلۡقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآئِـهَاۚ وَلَقَدۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡـبَـيِّنَـٰتِ فَمَا كَـانُواْ لِيُؤۡمِنُواْ بِمَا كَذَّبُواْ مِن قَبۡلُۚ كَذَٰلِكَ يَطۡبَعُ ٱللَّهُ عَلَـىٰ قُلُوبِ ٱلۡكَـٰفِرِينَ ١٠١
Ey rasulüm! İşte bu beldelerin halkları (Nuh, Hud, Salih, Lut ve Şuayb’in kavimleri) hakkındaki bazı haberleri sana anlatıyoruz (ki onların haberlerini duyanlar ibret alsınlar). Andolsun ki bu beldelerin halklarına, rasulleri (getirdikleri şeylerin hak olduğunu ispat eden) apaçık delillerle gelmişti. Fakat (inat ve kibirleri sebebiyle) daha önce iman etmedikleri (Levhi’l Mahfuz’da iman etmeyecekleri yazılı olan) şeylere iman etmediler. İşte böylece Allah, (hakka bile bile karşı gelen) kâfirlerin (hakkı görmeyecek, işitmeyecek ve öğütlerden istifade etmeyecek şekilde) kalplerini mühürler.