ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلرَّسُولَ ٱلنَّبِـيَّ ٱلۡأُمِّـيَّ ٱلَّذِي يَـجِدُونَهُۥ مَكۡتُوبًا عِندَهُمۡ فِـي ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَٱلۡإِنـجِـيلِ يَأۡمُرُهُم بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَىٰـهُمۡ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ ٱلطَّيِّبَـٰتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيۡهِمُ ٱلۡخَبَٰٓئِثَ وَيَضَعُ عَنۡهُمۡ إِصۡرَهُمۡ وَٱلۡأَغۡلَـٰلَ ٱلَّتِـي كَـانَتۡ عَلَيۡهِمۡۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِهِۦ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَـرُوهُ وَٱتَّبَعُواْ ٱلنُّورَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ مَعَهُۥٓۙ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ١٥٧
O mu’minler, ellerindeki Tevrât ve İncîl’de (ismini ve sıfatlarını) yazılı buldukları ummi (okuma ve yazma bilmeyen) nebi olan Rasul’e (Muhammed’e, rasul olarak gönderildiğinde) tâbi olurlar. O rasul, kendisine tâbi olan mu’minlere marufu (Allah’ın tevhidine, rasulüne ve Kur’ân’a tâbi olup getirdiği şeriati hayatın her yönünde uygulamayı) emreder ve münkerden (her türlü küfür, şirk ve haramdan) sakındırır. Onlara temiz şeyleri helal ve pis şeyleri haram kılar. Onlardan, üzerlerine yüklenen ağır yüklerini ve hükümleri kaldırır. Kim bu rasule (gerçek manada) iman eder, onu yüceltir, (düşmanlarına karşı) ona yardım eder ve ona indirilen nura (Kur’ân’a) tâbi olursa işte onlar kazanan (arzuladıkları şeyleri elde eden ve hoşlanmadıkları şeylerden uzaklaştırılan) kimselerdir.