فَخَلَفَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ خَـلۡـفٞ وَرِثُواْ ٱلۡكِتَـٰبَ يَأۡخُذُونَ عَرَضَ هَـٰذَا ٱلۡأَدۡنَـىٰ وَيَقُولُونَ سَيُغۡفَرُ لَـنَا وَإِن يَأۡتِهِمۡ عَرَضٞ مِّثۡلُهُۥ يَأۡخُذُوهُۚ أَلَمۡ يُؤۡخَذۡ عَلَيۡهِم مِّيثَـٰقُ ٱلۡكِتَـٰبِ أَن لَّا يَقُولُواْ عَلَـى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡـحَـقَّ وَدَرَسُواْ مَا فِيهِۗ وَٱلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡـرٞ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ ١٦٩
Bu Yahudilerin ardından (kötü) bir nesil geldi, onlar kitabı (Tevrât’ı) babalarından miras olarak aldılar (kitabı okur fakat onunla amel etmezlerdi). Onlar, (kitabı tahrif etmek ve Allah’ın hükümlerine muhalif hükümlerle hükmetmek için) geçici dünya metaını (rüşvet olarak) alırlardı. Sonra buna rağmen (yaptıklarının affedileceğini zannedip kendilerini kandırarak), “Biz nasıl olsa affedileceğiz.” derlerdi. Yine onlara, benzeri bir dünya metaı kazanç olarak gelse (haram mı helal mi umursamadan) onu da alırlardı. Kitapta, Allah hakkında haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı?! Hâlbuki Tevrât’ı okuyup içindekileri anlamışlardı. Bilsinler ki ahiret kazancı, Allah’tan sakınanlar (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlar) için daha hayırlıdır. (Ey Allah’ın emir ve yasaklarını hiç umursamadan dünya metaını elde edenler! Böyle yapmanın sizin için hayır değil de şer olduğunu) Hâlâ akletmez misiniz?!