هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا تَأۡوِيلَهُۥۚ يَوۡمَ يَأۡتِـي تَأۡوِيلُهُۥ يَقُولُ ٱلَّـذِيـنَ نَـسُوهُ مِن قَبۡلُ قَدۡ جَآءَتۡ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلۡـحَـقِّ فَهَل لَّـنَا مِن شُفَعَآءَ فَـيَشۡفَعُواْ لَنَآ أَوۡ نُرَدُّ فَنَعۡمَلَ غَيۡـرَ ٱلَّذِي كُـنَّا نَعۡمَلُۚ قَدۡ خَسِـرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَـانُواْ يَفۡتَـرُونَ ٥٣
Yoksa (Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr eden ve ahiret gününe inanmayan) o kâfirler, iman etmek için kitapta (Kur’ân’da) iman etmeyenlerin başına geleceği bildirilen azabın gelmesini mi bekliyorlar?! (Bilsinler ki bu azap geldiğinde imanları onlara hiçbir fayda vermez.) Azap geldiğinde dünyada iken ahiret gününü unutan (onun için hazırlık yapmayan) kâfirler şöyle derler: “Vallahi, Rabbimizin rasulleri (bize) hak ile gelmişti (çok pişmanız). Keşke (bu azaptan kurtulmamız için) Allah katında bize şefaat edecek şefaatçilerimiz olsa ya da keşke tekrar dünyaya döndürülsek de daha önce işlediğimiz (küfür ve şirk olan) amelleri işlemeyip Allah’ın istediği şekilde ameller işleyerek bu azaptan kurtulmuş olsak!” Muhakkak ki onlar, (geçici dünyevi nimetleri ahiret nimetlerine tercih etmekle) nefislerini azaba uğratıp kaybetmiştir. Allah’a iftira atarak (dünyada) Allah’tan başka taptıkları (cinlerden ve insanlardan dostları) da onlara hiçbir fayda vermeyip onlardan uzaklaşmıştır.