إِنَّ رَبَّـكُـمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِـي سِتَّةِ أَيَّامٖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَـى ٱلۡعَرۡشِۖ يُغۡشِـي ٱلَّيۡلَ ٱلنَّهَارَ يَطۡلُبُهُۥ حَثِيثٗا وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ وَٱلنُّجُومَ مُسَخَّرَٰتِۭ بِأَمۡرِهِۦٓۗ أَلَا لَهُ ٱلۡـخَـلۡـقُ وَٱلۡأَمۡرُۗ تَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَـٰلَمِيـنَ ٥٤
Ey insanlar! Muhakkak ki (ihlasla sadece kendisine ibadet etmeniz gereken tek) rabbiniz Allah’tır. O, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş’a istiva etti.* O, gecenin karanlığıyla gündüzün aydınlığını, gündüzün ışığıyla gecenin karanlığını giderendir ve onlar böyle düzenli bir şekilde birbirini takip eder (biri gider, diğeri gelir). (Gökler, yerler) Güneş, Ay ve yıldızlar O’nun emrine kayıtsız şartsız boyun eğmiştir. İyi biliniz ki yaratılanların hepsi O’nundur, (öyleyse dilediği gibi) hüküm verme hakkı da* yalnız O’na aittir. Âlemlerin rabbi olan Allah yücedir (mükemmel sıfatlara sahiptir ve bütün noksan sıfatlardan münezzehtir).
* Sahabelerin istiva hakkındaki inancı;
“ثُـمَّ ٱسۡـتَـوَىٰ عَـلَـى ٱلۡـعَـرۡشِ” sözü Kur’ân’da geçtiği için böyle ayetleri okumak ve Allahu Teâlâ’nın Arş’a istiva ettiğine inanmaktı. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivası, aklın idrak edebileceği bir şey değildir. Onun keyfiyeti hakkında soru sormak bidattir; çünkü keyfiyet Allahu Teâlâ’dan kaldırılmıştır. Keyfiyet, sadece mahluka ait olan bir vasıf olduğu için Allahu Teâlâ hakkında keyfiyet düşünen kişi, Allahu Teâlâ’yı cisim olarak tasavvur etmiş olur. Bu ayetten asla Arş’ın Allahu Teâlâ’nın yeri olduğu anlaşılmaz. Çünkü Allahu Teâlâ, yer ve mekândan münezzehtir. Allahu Teâlâ’ya mekân isnat eden kişi, O’nu cisme benzetmiş olduğu için Müslüman değildir. İşte bu, sahabe ve selefi salihinin görüşüdür.
Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasını, Arş’a yaptığı bir fiil olarak kabul etmek de caiz olan bir görüştür. İstivayı Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olarak kabul etmek ise Allahu Teâlâ’nın Arş’ı yaratmadan önce böyle bir sıfata sahip olmadığı anlamına gelir. Çünkü Arş, mahluk olan bir varlıktır yani daha önce yokken sonradan var olmuştur. Bu durumda istiva sıfatı, Arş yaratıldıktan sonra olmuş manasına gelir. Fakat “İstiva sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır, Arş yaratılmadan önce de vardı.” demek, kuvvetli bir görüş olmamasına rağmen küfür olmaz.
Şu bilinmelidir ki Allahu Teâlâ’nın sıfatları kdîm (قَدِيم) ve ebedidir; asla artmaz, eksilmez ve değişmez. Dolayısıyla bu konuda doğru olan, istiva Kur’ân’da geçtiği için ya zahiri manasını vermeyip okuyup geçmek ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmek ya da Allahu Teâlâ’nın Arş’a bir fiil yapması olarak tevil etmektir.
Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasına, “Allah’ın zatına layık bir istivadır.” diye mana vermekte de bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan; Allahu Teâlâ’nın istivasını, yükselmek ve karar kılmak manasında anlamaktır. Allahu Teâlâ hakkında böyle manalar düşünmek apaçık küfürdür. Allahu Teâlâ’nın istivasına bu gibi manalar verildiğinde Allahu Teâlâ’ya layık olmayan şeyler nispet edilmiş olur. Çünkü:
1. Allahu Teâlâ için yükseldi sözü mesafe ve yer manasında kullanılırsa daha önce aşağıda idi, sonra yükselmek için harekete geçti anlamına gelir. Oysa Allahu Teâlâ yerden, zamandan, değişmekten, hareketten ve bir şeyin üzerine karar kılmaktan münezzehtir. Bunların hepsi mahlukun sıfatıdır ve Allah’a layık olmayan şeylerdir.
2. Allahu Teâlâ Arş’a sonradan karar kıldı manasına gelir. Bu ise Allahu Teâlâ’da yer değişimi veya hâl değişimi olduğu anlamına gelir. Bu da Allahu Teâlâ’ya layık değildir.
* Mutlak (dilediği gibi) hüküm verme hakkı: Her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur.