Muhakkak ki biz, bu Kur’ân’da (hakka tâbi olup onunla amel etmeleri için) insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Fakat insan, (haksız yere) tartışmaya çok düşkün olan bir varlıktır.
Kendilerine hidayet (İslam apaçık ve delillerle) geldiği hâlde o müşrikleri (Allah’a, O’nun birliğine, senin rasullüğüne ve getirdiğin hakka) iman etmekten ve (ihlasla tevbe edip işledikleri küfür ve şirklerden dolayı) Rablerinden bağışlanma istemekten engelleyen nedir ki?! Yoksa onlar, (hakkı yalanlayan) önceki ümmetlerin başına gelen azabın kendi başlarına da gelmesini ya da kendilerine vâdedilen azabı görmeyi mi bekliyorlar?!
Biz, rasulleri ancak (iman edip rasullere tâbi olanları) cennetle müjdeleyici ve (şirki seçip rasullere karşı gelenleri) cehennemle korkutucu olarak göndeririz (hidayeti kalplere sokmak onlara değil, bize aittir). Kâfirler (hakkı bile bile inkâr edip yalanlayanlar) ise hakkı yok etmek için bâtıl olan şeyleri kullanarak cedelleşirler. Onlar, (Kur’ân’da geçen) ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almaktadırlar.
Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığında ondan yüz çeviren ve işlediği kötülüklerden (küfür, şirk ve zulümlerden) tevbe etmeyip unutmuş görünenden daha zalim kim olabilir?! Muhakkak ki biz böyle kimselerin Kur’ân’ı anlayıp iman etmemeleri için kalplerine örtü koyarız ve (Kur’ân’ı faydalı işitmeyle) işitmemeleri için de kulaklarına ağırlık veririz. Ey rasulüm! Onlar öyle bir duruma düşmüşlerdir ki artık hidayete çağırsan da ebediyen hidayet yoluna icabet etmezler.
Ve ey rasulüm! Bil ki Rabbin (ٱلۡـغَـفُـور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), merhamet sahibidir (ihtiyacı olmadığı hâlde kullarına rahmetiyle muamele edendir). Eğer Rabbin onların yaptıklarının (küfür, şirk ve zulümlerinin) cezasını hemen verseydi azabı derhal başlarına indirirdi. Fakat O (hikmeti gereği böyle yapmadı), kullarına tevbe etmeleri için mühlet verip hesap günü tayin etti. Eğer tevbe etmeden ölürlerse işte o zaman kendilerini bekleyen azaptan kaçıp sığınacak Allah’tan başka hiç kimse bulamazlar.
Ey rasulümüzü yalanlayan müşrikler! İşte bu, sizden uzak olmayan beldelerin (Hud, Salih ve Şuayb’in kavimlerinin) başına gelenlerden ibret alın! Onları, (rasullerine itaat etmeyip küfür, şirk ve günah işleyerek) nefislerine zulmettikleri için helak ettik. Ancak helakleri hemen olmadı, onlara belli bir zaman tayin ettik.
Hani bir zamanlar Musa, genç hizmetçisine şöyle demişti: “İki denizin buluştuğu yere kadar hiç usanmadan yürümeye devam edeceğim ya da (salih kul Hızır’ı buluncaya kadar) senelerce sürse bile hep yürüyeceğim.”
Musa ile genç hizmetçisi iki denizin birleştiği yere ulaştıklarında (azık olarak taşıdıkları) balığı orada unutup yola devam ettiler. Balık da (Allah’ın izniyle canlanıp) denize sıçrayarak içinde bir yol tutup gitti.