İşte kıyametin geldiği o gün, bütün saltanat ve hüküm yalnız Allah’ındır (hiç kimse mülkte hak iddia edemez). O gün Allah, kâfirler ile mu’minler arasında hüküm verir. Gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; onlar mutluluğu ve nimetleri eksilmeyen ve bitmeyen cennetlerde olacaklardır.
Benim birliğime inanmayan ve rasulüme indirdiğim ayetlerimi yalanlayan kâfirlere gelince; işte onlar için (cehennemde) alçaltıcı ve zelil edici bir azap vardır.
Ve Allah’ın rızasını isteyerek O’nun yolunda (İslam şeriatinin hayatın her yönünde hâkim olması için) hicret edenleri, sonra (bu yolda) öldürülenleri veya ölenleri muhakkak ki Allah (cennette eksilmeyen ve bitmeyen) bolca güzel rızıkla rızıklandıracaktır. Ve muhakkak ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Muhakkak ki Allah onları (Allah’ın şeriatinin hayatın her yönüne hâkim olması için hicret edip bu yolda öldürülen ya da ölenleri), çok memnun olacakları yere (cennete) yerleştirecektir. Muhakkak ki Allah (عَـلِيـم) ʿAlîm’dir (kullarının içini ve dışını en iyi bilendir), (حَـلِيـم) Ḥalîm’dir (kullarına taşıyamayacakları yükü taşıttırmayan ve tevbe etmeleri için onlara fırsat verendir).
İşte böyle, kim kendisine eziyet edene yaptığı eziyetin mislince karşılık verirse ve bundan sonra yine eziyete maruz kalırsa muhakkak ki Allah ona yardım edip zulmedene karşı muzaffer kılar. Biliniz ki Allah (عَـفُـوّ) ʿAfuvv’dur (halis bir kalple tevbe eden kullarını bağışlayandır), (غَـفُور) Ğafûr’dur (günahından pişman olup tevbe eden kullarını affedendir).
İşte böylece Allah, haksızlığa uğrayana yardım edip zulmedene karşı muzaffer kılacaktır ve buna kadirdir. Çünkü Allah, geceyi (kısaltıp) gündüze katar, gündüzü de (kısaltıp) geceye katar. Bu, O’nun muazzam kudrete sahip olduğunu gösterir. Ve bilin ki Allah (سَـمِيـع) Semîʿ’dir (kullarının bütün söylediklerini duyar, hiçbir şey O’na gizli değildir), (بَـصِيـر) Basîr’dir (kullarının bütün yaptıklarını görür, buna göre hesap soracaktır).
Allah mükemmel kudret ve ilim vasfına sahiptir çünkü O, (hiçbir ortağı ve benzeri olmayan) hak ilahtır (sadece O’na ibadet edilir). Müşriklerin O’ndan başka ibadet ettikleri varlıklar ise bâtıldır (ibadeti asla hak etmezler). Ve muhakkak ki Allah (ٱلۡـعَـلِـيّ) el-ʿAliyy’dir (mertebe, değer ve kudret olarak her şeyden üstündür), (ٱلـكَـبِيـر) el-Kebîr’dir (benzeri olmayan büyük azamet sahibidir, ortağı olmaktan münezzeh ve yücedir).
Ey rasulüm! Görmüyor musun, Allah gökten yağmur indirir ve yer, (onunla) yeşerir. Muhakkak ki Allah (لَـطِيـف) Latīf’tir (kullarına lütufta bulunan, onlar için hayırlı ve menfaatlerine olan şeyleri kolaylaştırıp muvaffak kılan ve kullarını yumuşaklıkla ıslah edendir), (خَـبِيـر) Ḫabîr’dir (kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır).
Göklerde ve yerde bulunan her şeyin yegâne sahibi Allah’tır (bundan dolayı ibadet edilmeyi hak eden sadece O’dur, mutlak itaat edilme* ve mutlak hüküm koyma hakkı da* sadece O’na aittir). Ve biliniz ki Allah (ٱلۡـغَـنِـيّ) el-Ğaniyy’dir (hiçbir şeye muhtaç olmayan, diğer bütün varlıkların hem var oluşlarında hem de varlıklarının devamında sadece kendisine muhtaç olduğu yüce zattır), (ٱلـحَـمِيـد) el-Ḥamîd’dir (her durumda hamdedilmeye layık olandır).
* Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir.
* Mutlak hüküm verme hakkı: Her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur.