Allah, kendilerine kitap verilenlerden (Yahudi ve Hristiyan âlimlerinden) insanlara kitabı (içindeki her şeyi) açıklamaları ve ondaki hiçbir şeyi gizlememeleri konusunda söz almıştı, onlar da bu sözü kulak ardı etmişlerdi (ne kendileri onunla amel etmiş ne de onu insanlara anlatmışlardı). İşte onlar, verdikleri sözü az bir paha (dünya metaı) karşılığında değiştirdiler (kitaptaki hakkı gizlediler ve bâtıl teviller yaparak insanları saptırdılar). Onların, dünya metaı karşılığında ahidlerini bozup hakkı gizlemeleri ne kötü bir alışveriştir!
Ey rasulüm! Sanma ki yaptıkları bâtıl (küfür ve haram) amellerden dolayı sevinenler ve yapmadıkları hayır amellerden dolayı övülmeyi sevenler azaptan kurtulacaklardır. Onlar asla azaptan kurtulamayacak ve onlar için can yakıcı bir azap olacaktır.
Gökler ve yerler (ile bunların içinde olan her şey) sadece Allah’ındır (hepsini O yaratmıştır; hepsinin gerçek sahibi, en mükemmel şekilde düzene koyup muhafaza edeni ve üzerlerinde yegâne tasarruf sahibi O’dur). Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz).
Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün (birbiri ardından) gelip gidişinde elbette selim akıl sahipleri için (Allah’ın birliğine ve mükemmel kudretine delalet eden) açık deliller vardır.
O selim akıl sahipleri ayaktayken de otururken de yanları üzerinde yatarken de Allah’ı zikrederler. Gökler ile yerin yaratılışı ve düzeni hakkında da düşünüp şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen bunları boşuna (hikmetsiz ve sebepsiz) yaratmadın. Seni hikmetsiz şeyler yapmaktan ve her türlü noksan sıfattan tenzih ederiz. Sen bizi (hidayete ve emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durmaya muvaffak kılarak) ateş azabından koru.”
(Onlar şöyle derler) “Ey Rabbimiz! Muhakkak ki sen kimi ateşe sokarsan onu alçaltıp zelil kılmış olursun. Ve şüphesiz zalimlerin (sana zatın, sıfatların, fiillerin, hak veya yetkilerinde şirk koşarak haksızlık yapanların kıyamet gününde kendilerini senin azabından kurtaracak) hiçbir yardımcısı olmayacaktır.”
(Onlar yine şöyle derler) “Ey Rabbimiz! Muhakkak ki biz, imana çağırıp “Rabbinize (ihlasla) iman edin!” diyen bir çağrıcı (rasulü, Kur’ân’ı) işittik ve hemen ona icabet edip (emrettiği şeylere gösterdiği şekilde) iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bizim için örtüp bağışla, kötü amellerimizi affet ve canımızı iyilerle (sana ihlasla iman eden, rasulünün davetine güzel bir şekilde icabet eden ve şeriatinin emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlarla) beraber al (bizi onlardan kılıp onlarla beraber haşret).”
(Onlar yine şöyle derler) “Ey Rabbimiz! Bize, rasullerin vasıtasıyla vâdettiğin şeyi (hidayeti, hidayet üzere sabit kalmayı ve müşriklere karşı zaferi) ihsan et. Ve bizi kıyamet gününde (cehenneme sokarak) utanç ve zillet içinde bırakma. Muhakkak ki sen vâdinden asla dönmezsin.”